Yeşil Kuşak Meselesi: Bugün Değil, Yarın İçin

Filyos Vadisi değişiyor. Bunu artık hepimiz görüyoruz. Yollar yapılıyor, sanayi büyüyor, yatırımlar geliyor, ulaşım ağları gelişiyor. Filyos’tan Çaycuma’ya, Devrek’ten Gökçebey’e kadar uzanan bu coğrafyanın önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok farklı bir görünüme kavuşacağı belli. Ama tam da burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Büyürken neyi kaybetmeyeceğiz? Çünkü kalkınmak başka, yaşanabilir bir bölge kurmak başka. Filyos Vadisi’nin […]

Filyos Vadisi değişiyor.

Bunu artık hepimiz görüyoruz.

Yollar yapılıyor, sanayi büyüyor, yatırımlar geliyor, ulaşım ağları gelişiyor. Filyos’tan Çaycuma’ya, Devrek’ten Gökçebey’e kadar uzanan bu coğrafyanın önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok farklı bir görünüme kavuşacağı belli.

Ama tam da burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Büyürken neyi kaybetmeyeceğiz?

Çünkü kalkınmak başka, yaşanabilir bir bölge kurmak başka.

Filyos Vadisi’nin en büyük şansı; sanayi potansiyelinin yanında doğası, tarım alanları, Filyos Irmağı ve yeşil dokusuyla hâlâ çok önemli bir yaşam alanına sahip olması.

İşte “Yeşil Kuşak” fikrini ben biraz da bu nedenle önemsiyorum.

Bu fikir yeni ortaya çıkmış bir düşünce değil. Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı’nın yıllardır Filyos Vadisi’nin geleceği, doğal yapının korunması ve Çaycuma’nın nehirle bütünleşmesi üzerine ortaya koyduğu yaklaşımın bugün daha geniş bir bölgesel anlayışa dönüşmesi olarak da görülebilir.

Kantarcı’nın özellikle Filyos Irmağı çevresinde yürüttüğü çalışmalar ve 5 kilometrelik Kordon Boyu Projesi, Çaycuma’nın nehirle yeniden buluşması fikrini somutlaştırıyor. Projede yürüyüş ve bisiklet yolları ile yeşil alanların bir arada düşünülmesi de bunun önemli örneklerinden biri.

Daha önemlisi, bu yıl Filyos Vadisi’ndeki belediye başkanlarının bir araya gelerek “Yeşil Kuşak” için teknik çalışmaların birlikte yürütülmesi konusunda uzlaşması, meselenin artık yalnızca Çaycuma’nın değil, bütün vadinin meselesi haline geldiğini gösteriyor.

Bence asıl önemli nokta da burada.

Çünkü Filyos Vadisi’ni tek tek belediyelerin sınırlarıyla düşünemeyiz.

Devrek’ten başlayıp Çaycuma’ya, oradan Filyos’a uzanan bir vadiden söz ediyoruz.

Bu nedenle yeşil kuşak da belediye sınırlarına sıkışmış bir proje olmamalı.

Bir gün Çaycuma’dan Filyos’a giderken sadece fabrikaları, depoları, yolları ve betonlaşmayı değil; kesintisiz yürüyüş yollarını, bisiklet güzergâhlarını, yeşil alanları, korunmuş tarım arazilerini ve nehirle bütünleşmiş yaşam alanlarını da görebilmeliyiz.

Bunun için bugünden düşünmek gerekiyor.

Çünkü yanlış yapılan bir yolun telafisi belki mümkün.

Ama kaybedilen bir tarım arazisinin, yok edilen bir doğal alanın ya da betonlaştırılan bir kıyının geri dönüşü çok daha zor.

Kantarcı’nın son dönemde de Filyos Vadisi’nin gelişmesiyle birlikte doğal yapının korunması ve “sürdürülebilir kalkınma” vurgusunu öne çıkarması, aslında tartışmanın hangi noktaya geldiğini gösteriyor.

Benim beklentim şu:

Yeşil Kuşak sadece güzel bir proje adı olarak kalmasın.

Haritalarda çizilen bir hat olmaktan çıkıp, sahada insanların kullanabildiği gerçek bir yaşam koridoruna dönüşsün.

Çocuklarımız bisikletleriyle Çaycuma’dan Filyos’a doğru yol alabilsin.

İnsanlarımız nehir kenarında yürüyebilsin.

Tarım alanları korunabilsin.

Sanayi büyürken doğa tamamen geri plana itilmesin.

Ve yıllar sonra bu vadide yaşayanlar dönüp baktığında,

“Evet, bu bölge büyüdü ama kendini kaybetmedi” diyebilsin.

Bence asıl başarı da bu olur.

Çünkü Filyos Vadisi’nin geleceğini yalnızca ne kadar yatırım geldiği belirlemeyecek.

Nasıl bir yaşam bıraktığımız belirleyecek.

Mobil sürümden çık