Sınırları Aşan Bir Başarı Hikâyesi
Her başarı hikâyesinin ardında cesaret, emek ve kararlılık vardır. Güzelyaka’dan İzmit’e oradan , İsveç’e uzanan yaşam yolculuğunda önemli başarılara imza atan hemşehrimizle; gurbet hayatını, iş dünyasındaki deneyimlerini ve memleketine dair düşüncelerini konuştuk. İşte Cuma Medya Çaycuma.Org’a özel o samimi röportaj…
Öncelikle sizi tanıya bilir miyiz? Çocukluğunuzdan ve ailenizden biraz bahseder misiniz?
Ben Alper Özkan. Babam Celal Özkan, Çaycuma SEKA fabrikasında çalışırken o günkü güncel siyasal olaylar neticesinde İzmit fabrikasında zorunlu olarak görevlendirilince 1982 yılında İzmit’te doğdum. Ailenin nüfus kayıt örneğindeki ilk Zonguldak dışı doğumlu bireyi ben oluyorum. İlki ve ortayı İzmit’te tamamladıktan sonra lise son sınıfa giderken 1999 Gölcük depremine orada yakalanınca lise son sınıfı, o zamanki adıyla Çaycuma Süper Lisesinde tamamladım. Çocukluğuma dair önemli bir detay Çaycuma’ydı. Çünkü her bayramda ve okul tatillerinde mutlaka Çaycuma Güzelyaka köyüne gelir ve neredeyse tüm tatilleri burada geçirirdim. Doğal olarak Çaycuma hep en güzel anılarla aklımdadır. Uzun süre yaşamamıştım; ancak ’99 depreminde temelli taşınınca burada 1 yıl da olsa temelli yaşama gibi bir tecrübem oldu ve 17 yaşında üniversiteyi buradan kazanıp gitmek de bu anılara eklendi.
– Güzelyaka’dan ayrılıp İzmit’e, ardından İsveç’e uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?
Benim için hikaye İzmit’te doğup sonra Güzelyaka’ya gelerek, sonradan üniversite için İstanbul’a giderek başladı. Üniversitede öğrenciyken çalışmak için girdiğim dış ticaret firması sayesinde yurt dışı seyahatlerim oldu. Onların bir tanesinde kendime, bir gün İsveç’te yaşayabileceğime dair not tuttuğumu hatırlıyorum. Sonrasında tekrarlayan ziyaretler esnasında oluşan bir fırsat neticesinde bir şirkete ortak olarak 2015 yılında İsveç’in Lund şehrinde yaşamaya başladım.
– İsveç’e ilk gittiğiniz yıllarda sizi en çok zorlayan şey ne oldu? Dil mi, kültür mü, yoksa iş hayatı mı?
Aslında ülke değiştirmek her anlamda zor bir süreç ve bu söylediklerinizin fazlası da var. Sonuçta ailecek geldik; aile bireylerinin yaşadığı zorluklar da sizin pakete dahil. Geldiğimizde 4 yaşında olan kızımızın “Geri dönelim” diye ağladığı akşamlar olmadı değil. İngilizce bilmemiz işimizi çok kolaylaştırdı tabii ancak bence ilk iş, gidilen ülkenin dilini iyi öğrenmek olmalıdır. Çünkü dil; kültürün içini, düşünme biçimini ve hatta iş yapış tarzını dahi belirliyor.
– Bugün hangi sektörde faaliyet gösteriyorsunuz? İşinizi nasıl kurdunuz?
Ben aslında üniversitede çalışmaya başladığım andan itibaren aynı sektörde devam ediyorum. İşim başından beri gıda ihracatı, ithalatı ve dağıtımı üzerine. Daha evvel ihracat tarafında yer alıp ithalatçı distribütörlerle yaptıkları işi kontrol ederken şimdi ithalatçı distribütör tarafındayım. Ben ilk geldiğim andan itibaren ithalat ve dağıtım işindeydim. Önce ortaklığım oldu, sonra ilk çalıştığım firma olan Sera için bir firma kurup onların şirketinin genel müdürlüğünü yaptıktan sonra şartlar beni artık kendi şirketimi kurmaya yöneltti ve ben de o adımı attım. 2023’ten bu yana, aralarında ağırlıklı Türk markalarının olduğu ama birçok ülkeden markaların İskandinavya dağıtımını yaptığımız birkaç şirketim var.
– Başarıya giden yolda hiç vazgeçmeyi düşündüğünüz anlar oldu mu? O günleri nasıl aştınız?
Kendimi bir şey başarmış olarak görmüyorum ancak çok zorlu süreçlerden geçtik. Hepsinde tek yaptığım şey, ne olursa olsun şikayet etmeden ve durmadan yola devam etmek oldu. Bence herkes düşer ve düşecektir; önemli olan ne kadar sürede kalkıp üzerinizi temizleyip yola devam ettiğinizdir.
– İsveç’te iş yapmanın Türkiye’den en büyük farkı sizce nedir?
Birincisi, buradaki iş ortamı çok fazla güvene ve networke dayalı ilerliyor. Size güvenilirse ve bu güveni sarsmazsanız işiniz sürekli devam eder ve belli bir networke de dahil olursunuz. Ancak size güvenmeleri, bir yabancı ya da onların tabiriyle “kara kafa” olarak biraz zaman alıyor. Çünkü önceki kara kafaların sicili pek de iyi değil maalesef. İkincisi, burada herkes kendi işine konsantre. Nasıl mı? Eğer birisi sizden bir ürün satın alıyorsa, kendisi satarken beklediği kârı karşılıyorsa sizin ne kadar kâr ettiğinize bakmaz; doğru bir şekilde işi teslim edip edemediğinize bakar. Türkiye’de ise insanlar daha çok birbirinin kârına odaklanarak, işin doğru ve güvenilir teslimine bakmaksızın aradaki kişileri elemeye odaklanırken kazandığı paradan da olurlar. Bu biraz “hayır” diyememekle de alakalı. Hayır demeyi bilmiyoruz, işi almak için gereksiz fedakarlıklar yapıp istemediğimiz oranlara iş alıyoruz ve neticesinde bunlar oluyor.
– Yurt dışında Türk girişimci olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Türkiye’de yetişmenin kendine has özelliklerinin güzel taraflarını taşıdığınızdan bence çok avantajı var; ama ne olursa olsun hem yabancı ve özellikle Türk olmak yine de her ülkede olduğu gibi burada da dezavantajlı bir durum. Benim gördüğüm şöyle bir durum var: “Tezini doğru savunan ve anlatabilen” olduğunuzda bu dezavantaj bir avantaja dönüşüyor. Çünkü genel yabancı algısı düşük profil olduğundan, siz iş dünyasındaki kavramlarla onlarla konuştuğunuzda bunu daha anlamlı buluyorlar. Buna, başta bahsettiğim Türkiye’nin özellikleri arasında sayabileceğimiz samimiyet ve tutkuyu eklerseniz karşılarında değişik bir profil buluyorlar.
– Memleketiniz Güzelyaka ve Çaycuma ile bağınızı sürdürüyor musunuz? Her gelişinizde neler hissediyorsunuz?
Evet, neredeyse her fırsatta ailecek geliyoruz; çünkü çocuklarımın da bir bağı olsun istiyorum. Her yıl tatilimizin belli bir süresini Çaycuma’da geçiriyoruz.
– Türkiye’de yatırım yapmayı veya memleketiniz için bir projeye destek olmayı düşünüyor musunuz?
Aslında bunu daha ilk günden itibaren düşündüm. Daha Türkiye’deyken oradan ihracat yaparken, 2010-2015 yılları arasında denemek istediğim birkaç girişimim oldu ama doğru üretici ya da insanlarla tanışamadım. Genel olarak Türkiye’deki iş insanları biraz daha çabuk sonuç istiyor ve sadece satışa odaklanıyor; halbuki pazar oluşturma çabası içinde olmamız lazım. Ama dediğim gibi, burada benim eksikliğim olmuş olabilir. Bundan sonra fırsatlara daha aktif bir şekilde bakacağım. Çünkü hem Türkiye’de alım yapan bir firmamız var hem de İskandinavya’da bir depomuz var. Bu depo, başta gıda ve diğer fırsatlar için doğru iş birlikleri ile kullanılırsa karşılıklı bir değer oluşturabiliriz. Bunun Çaycuma’dan bir firma ile olmasını her zaman isterim ve isteyeceğim.
– Bugün geriye dönüp baktığınızda, “İyi ki yapmışım.” dediğiniz en önemli karar hangisi?
İsveç’e gelmek zor bir karardı aslında her anlamda. O yüzden onu sayabilirim; çünkü o, hayatımda birçok şeyi değiştirdi.
– Gençlere özellikle yurt dışında yaşamak veya ticaret yapmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?
Bence gençlerimiz öncelikle İngilizceyi iyi bir şekilde öğrensinler. Hâlâ Türkiye’de İngilizce konuşabilme sorunu olduğunu görüyorum. Beni İsveç’te en çok şaşırtan şey, burada neredeyse herkesin —bakın her yaş grubu ve her meslekten herkesin— İngilizce konuşabilmesiydi. Üniversite okuma oranı Türkiye ile karşılaştırıldığında daha azdır. Buradaki lise mezunları maalesef bizim üniversite mezunlarından daha iyi İngilizce konuşabiliyor. Bu çok çok önemli. Sonrasında Türkiye birçok konuda hem iş gücü hem de üretim anlamında çok ilerledi. Bu yüzden artık yapay zekanın da arttığı bu dönemde kendimize pazar olarak dünyayı belirlememiz gerekiyor. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayabilecek ve hatta iş yapabilecek dirayetimiz ve donanımımızın olması gerekir. Bununla ilgili eksikleri tespit edip herkes bireysel olarak bu eksikliklerini gidermelidir. Lütfen şu beklenti modundan vazgeçelim: “Dayımız gelecek, başkan yapacak, memleketlimiz ayarlayacak…” Bunları bırakıp biz ne yapabiliriz, ne katabiliriz; önce yaşadığımız yere, sonra ülkemize, sonra da dünyaya; buna baksınlar.
– Ailenizin bu başarıdaki rolü nedir? Size en büyük desteği kim verdi?
Ailem her zaman her konuda destek oldu. O konuda şanslıydım. Annem, babam, eşim, kardeşlerim… Bazı durumlara üzülseler de hep yanımda oldular. Onların sözlü destekleri bana her zaman büyük güç verdi. Bu yüzden bence insanların aile içinde bu desteği birbirine göstermesini çok önemli buluyorum.
– Önümüzdeki yıllara ilişkin hedefleriniz ve hayalleriniz nelerdir?
Ben buradaki ticaretimi İskandinavya’nın tümüne artırarak taşımak istiyorum. Bunu yaparken Türkiye’nin ürünlerini önceliklendirmek ve bu sayede memleketimize bir değer katmak her zaman en önemli hedeflerim arasında. Hayallerimden bir tanesi ise dağıtımını yaptığımız veya yapacağımız Türk markalarının tüm İskandinavya’da satılması ve tanınır hale gelmesidir.
– Son olarak Güzelyaka, Çaycuma ve Cuma Medya Çaycuma.Org izleyicilerine vermek istediğiniz mesaj nedir?
Hemşehrilerimin aslında güzel bir mottosu var; onlar bir şey ters gittiğinde “Düzelü be” derler. Bunu aktif bir şekilde düzeltmeye adım atarak söylemeye devam etsinler. Cuma Medya ve Caycuma.org sitesini çok önemli ve değerli buluyorum. Çünkü özellikle bizim gibi Çaycuma dışında yaşayanların memleketimizle ilgili haber almalarını sağlıyorlar. Aynı zamanda bu ve bunun gibi röportaj serileri ile diğer insanları tanıma fırsatı vermeleri, ileride bir iş birliği oluşturabilecek altyapı sunması açısından da önemli diye düşünüyorum.
Samimi paylaşımları ve değerli görüşleri için konuğumuza teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz. Cuma Medya Çaycuma.Org olarak, memleketimizin ilham veren isimlerini sizlerle buluşturmaya devam edeceğiz.

