Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Recep Karagöz

Hilafetin Gölgesinde: Saltanat Zihniyetiyle Yüzleşmek

Günümüzün siyasal düzenlerinde, özellikle de dinî söylemin yoğun kullanıldığı coğrafyalarda, liderlik sıradan bir yöneticilik değil, adeta kutsallık atfedilen bir rol hâline geldi. İktidar sahipleri eleştiriden muaf, kararları sorgulanamaz, kimlikleri ise dava ile özdeşleştirilmiş durumda. Bu tablo yeni değil. Aksine, tarih boyunca inşa edilen ve özellikle Emevîler döneminde kurumsallaşan bir zihniyetin bugünkü yansımasıdır. Bu yazı, o zihniyetin kökenine ve bugünkü izdüşümlerine bir bakış sunuyor.

Bugün yöneticilere itaat bir iman testi midir? Bir siyasi liderin “ümmetin temsilcisi” olarak sunulması, halkın ise biat eden bir kitleye indirgenmesi bize neyi anlatıyor? Belki de hâlâ Emevî mirasının gölgesindeyiz.

Hilafetten Saltanata: Bir Kırılmanın Hikâyesi

İslam’ın ilk yıllarında yönetim, temsiliyet ve istişare ilkelerine dayanıyordu. Medine Vesikası, bu anlamda bir toplumsal sözleşmenin belgesiydi. Ancak bu yapı Peygamber sonrası dönemde sarsıldı. Özellikle Emevîler döneminde, iktidar bir şûra meselesi olmaktan çıkıp ailesel ve kalıtsal bir saltanata dönüştü.

Bu değişim sadece siyasi değil, aynı zamanda epistemik ve teolojik bir dönüşüm yarattı. İktidar, artık ilahi bir takdirin yeryüzündeki tecellisi olarak gösterilmeye başlandı. Saltanat, “Allah’ın emri”, sultana isyan ise “fitne” olarak kodlandı.

İktidar İçin İnşa Edilen Din

Bu dönemde dini söylem, Kur’an’ın ahlaki ilkeleriyle değil, iktidarın çıkarları doğrultusunda şekillendirildi. “Adalet”, “şura”, “ehliyet”, “sorumluluk” gibi ilkeler geri plana itilirken, “itaat”, “kader”, “sabır” ve “biat” kavramları öne çıkarıldı.

Devletle iç içe geçmiş ulemalar eliyle bu anlayış kurumsallaştı. Sünnilik, bu ortamda büyüyen ve zamanla devletin ideolojik aygıtı haline gelen bir yapıya dönüştü. Halifeler, artık sorgulanamaz, hesap vermez ve dokunulamaz figürler haline geldi. Oysa Hz. Ömer gibi yöneticiler, “beni halktan biri yanlışımda uyarsın” diyerek sürekli denetime açık bir yönetim anlayışını savunuyorlardı.

Modern Zamanlarda Saltanatın Gölgesi

Hilafetin sembolik olarak kaldırılmış olması, saltanat zihniyetinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine, modern siyasi yapılar içinde dinin hâlâ iktidarı meşrulaştıran bir araç olarak kullanıldığını görüyoruz.

Bir siyasi hareketin kendini “ümmetin davası” olarak tanımlaması, liderinin “kutsal misyon” taşıdığına dair inançlar, halkın ise bu misyona kayıtsız şartsız itaat etmesinin beklenmesi… Tüm bunlar, Emevî geleneğinin bugünkü tezahürleridir.

Bugün hâlâ yöneticilere itaati dini bir sadakat olarak sunuyorsak; hâlâ “devletin bekası” uğruna adaleti, özgürlüğü, liyakati göz ardı ediyorsak, hilafetin değil, saltanatın sürdüğünü kabul etmeliyiz.

Kur’an’ın Önerdiği Yönetim Anlayışı

Kur’an, yönetimi ilahi otoriteye dayandırmaz. Aksine, yönetimi bir emanet ve sorumluluk olarak tanımlar. “Şura” ilkesiyle ortak aklı, adaleti ve hakkaniyeti esas alır. Ancak tarih boyunca bu anlayış, “istikrar” uğruna rafa kaldırıldı. İtaati yücelten dinî söylemler, adalet çağrısını bastırdı.

Edebî Mirasıyla Yüzleşmek Zorundayız

Bugün Müslüman dünyanın yaşadığı krizler yalnızca siyasi değil, aynı zamanda teolojik bir krizdir. Çünkü hâlâ Muaviye ile başlayan saltanat zihniyetini meşrulaştıran bir din diliyle konuşuyoruz.

Bu dilden, bu mirastan arınmadıkça; adaleti, liyakati ve şeffaflığı önceleyen bir siyasal ahlak inşa etmemiz mümkün değil. Saltanatı yıkan sadece siyaset değil, aynı zamanda Kur’an’ın adalet merkezli öğretileri olacaktır.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler