Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yerel Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Recep Karagöz

Mezhep Körlüğüyle Direniş Okunmaz

“Mezhep sormayan kurşunlara karşı, cephe de mezhep sormaz.”

7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı, sadece İsrail’in askeri yenilmezlik efsanesini değil, yıllardır bölgede pazarlanan mezhepçi ezberleri de yerle bir etti. Fakat anlaşılan o ki, bazı çevreler hâlâ bu yeni gerçekliğe ayak uydurmakta zorlanıyor.

Yasin Aktay gibi isimlerin kaleme aldığı metinler, bölgedeki karmaşık güç dengelerini açıklamaktan çok, eski ve kolaycı ezberleri sürdürme çabasıdır. İran’ı hâlâ yalnızca “Sünni Müslümanlara karşı savaşan”, İsrail’le ise ancak Aksa Tufanı sayesinde yüzleşen bir aktör gibi sunmak, ne sahadaki gerçekliği ne de direnişin tarihsel arka planını kavramak açısından ciddiye alınabilir bir analiz değildir. Bu tarz söylemler, bölgedeki toplumsal ve siyasi mücadeleleri, sığ mezhepçi şablonlara sıkıştırarak hem tarihi tahrif etmekte, hem de direniş hattını bölmenin en rafine yollarından birine hizmet etmektedir.

İsrail’in Asıl Kaybı: Bölgesel Koalisyonun Çöküşü ve Batı’nın İki Yüzlü Krizi

Aksa Tufanı sonrası İsrail’in yaşadığı asıl kayıp, İran’ın pozisyon değişiminden ibaret değildir. Tel Aviv yönetimi, yıllardır örmeye çalıştığı bölgesel “normalleşme” hayallerinin Gazze sokaklarında yerle bir oluşunu izlemektedir. BAE, Suudi Arabistan ve benzeri rejimlerin İsrail’le sürdürdüğü kirli pazarlıklar, sivil katliamların ve ABD-İsrail ekseninin hoyrat politikalarının ardından büyük bir meşruiyet krizine girmiştir.

Burada dikkat çekilmesi gereken ince bir ayrım da gözden kaçırılmamalıdır: Batılı devletlerin resmi politikaları hâlâ İsrail’in şemsiyesi altında şekillenebilir; fakat Batı kamuoyu, özellikle genç nesiller ve sivil toplum örgütleri nezdinde İsrail’e yönelik tepkinin ulaştığı boyut artık yok sayılamaz. Üniversitelerden sokaklara, akademiden sanata kadar birçok alanda yükselen eleştirel sesler, İsrail’in küresel meşruiyetini eriten, belki de en ciddi dinamiklerden biridir.

Fakat mezhep gözlüğünü çıkarmayı başaramayanlar bu tabloyu da okuyamaz; çünkü onların tüm dünyası Sünni-Şii ayrımıyla, düşman ve dost listesi yapmaktan ibarettir.

Direnişin Gerçek Fotoğrafı: Mezhep Körlüğünün Ötesinde Bir Cephe

Bugün İsrail’in karşısındaki tabloyu yalnızca İran merkezli okumak, en hafif tabirle siyasi körlüktür. Yemen’de Ensarullah, Irak’ta Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Suriye’deki direniş grupları ve Filistin’in kendi iç dinamikleri, çok katmanlı ve çok aktörlü bir cepheyi temsil etmektedir. Üstelik bu cephe, mezhep aidiyetlerinden çok daha güçlü olan, ortak bir adalet ve anti-emperyalizm ekseninde şekillenmektedir.

Bu gerçeği görmek yerine, hâlâ “İran aslında Müslümanlarla savaşıyordu, Aksa Tufanı mecburen Siyonistlerle yüzleştirdi” demek, bırakın politik analiz olmayı, artık ideolojik konfor alanını kaybetme korkusunun dışavurumudur.

Mezhepçi Okumalar Direnişi Parçalamanın En Sinsi Yolu

Bugün hâlâ İran’ı, Hizbullah’ı, Yemen’i, Irak’ı ve tüm direniş hattını itibarsızlaştırmak için mezhepçiliği kaşıyanlar, aslında farkında olarak ya da olmayarak İsrail’e, emperyalizme ve bölgeyi lime lime eden Batılı senaryolara hizmet etmektedir. Direnişin hangi bayraktan, hangi mezhepten, hangi sınırdan yürüdüğünü tartışanların derdi Filistin değil, kendi siyasi konforlarıdır.

Unutmayalım: İsrail’in füzesi, ABD’nin bombası, işgalcinin kurşunu mezhebe göre hedef seçmiyor! Direniş de seçmeyecek. Sormamız gereken soru çok basit: Siyonizme ve emperyalizme karşı mısın, değil misin? Gerisi laf kalabalığı, siyasi makyaj, mezhep sosuna bulanmış ucuz ajitasyondan ibarettir!

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments