Filistin’e dair yüksek sesle konuşan Türkiye, artık İsrail’in güvenlik talepleriyle uyumlu belgeleri sessizce imzalıyor.
Yıllardır ekranlardan, meydanlardan, minberlerden tek bir söz eksik edilmedi: “Gazze kırmızı çizgimizdir.”
Milyonlar bu sözle duygulandı, yürüdü, ağladı. Kimileri Filistin atkısıyla selfie çekti, kimileri çocuklarına “Kudüs” ismini verdi. Erdoğan ne zaman bağırsa, sokakta yankı buldu: “İsrail terörist devlettir!”, “Zulme rıza zulümdür!”…
Ama işte şimdi DW’nin haberine göre Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır’la birlikte, BM çatısı altında Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze’deki yönetimine son verilmesini isteyen bir bildirinin altına imza attı.
Evet, yanlış okumadınız. Hamas’ın 7 Ekim saldırısı açıkça kınanmış. Dahası, Filistin’in silahsız bir devlet olarak yeniden inşa edilmesi gerektiği savunulmuş.
Peki nerde kaldı o “kırmızı çizgi” dedikleriniz?
Meğer mürekkebi görünmez kalemleymiş.
İktidarın İki Yüzü: Mitingde Kudüs, Masada Tel Aviv
Bunu ilk defa yaşamıyoruz. Hatırlayalım: İsrail’e en ağır sözler edildiği dönemde bile, iki ülke arasındaki ticaret hacmi rekorlar kırıyordu. Gazze bombalanırken Mersin limanından İsrail’e konteynerler dolusu mal gönderiliyor, İsrailli iş insanları Antalya’da ağırlanıyordu.
Bir yandan “İsrail’le tüm ilişkileri kesiyoruz” diyenler, diğer yandan Büyükelçi atıyordu.
Bir yanda “Mavi Marmara’nın arkasındayız” diyenler, öbür tarafta Erdoğan “Bana mı sordunuz giderken?” diyordu.
Şimdi ise daha organize, daha diplomatik bir adımla karşı karşıyayız. Türkiye, 17 ülkenin yer aldığı bir deklarasyonun parçası olarak Hamas’a, yani yıllardır destek verdiği söylenen harekete, “silah bırak, yönetimden çekil” diyor.
Bu nasıl bir dönüşüm değil; bu apaçık bir inkâr, bir ihanet, bir meşruiyet mühendisliğidir.
“Silahsız Filistin”: İşgale Razı Ol Filistin
Deklarasyonda geçen “egemen, bağımsız ve silahsız bir Filistin devleti” ifadesine dikkat!
Bu, İsrail’in 2000’li yıllardan beri pazarladığı sözde “çözüm modeli”dir:
— Sınırlar İsrail’e bağlı,
— Ekonomi İsrail’e entegre,
— Güvenlik İsrail’in kontrolünde,
— Ve tabii ki silahsız, yani dirençsiz, yani teslimiyet içinde bir Filistin!
Buna “devlet” değil; olsa olsa “gözetimli özerklik” denir.
Ve bu plana, şimdi Türkiye de ortak olmuş görünüyor.
Sizin Filistin Davanız Ticaretle Değil, Vicdanla Sınanacak
Artık kimse bize “Gazze kırmızı çizgimiz” nutukları atmasın. O çizgi çoktan silindi. Hem de mürekkeple değil, doğrudan Filistinlilerin kanıyla.
Siz konuşurken çocuklar öldü. Siz deklarasyon imzalarken mülteciler çadırlarda titriyordu. Siz “silah bırak” derken işgalci tetiğe bastı.
Artık herkes safını belli ediyor.
Kimileri işgale karşı “direnişi” savunuyor,
Kimileri ise Batı’yla uyumlu “itaatkâr bir Filistin” hayalini.
Ve Türkiye, ne yazık ki ikinci gruba doğru hızla yol alıyor.
Son söz?
Tarih bu imzaları kaydeder.
Ama asıl hafızaya, zalime karşı susanların suskunluğu kazınır.
Ve bir gün Filistin özgürleşirse, o gün Filistin halkı yalnız düşmanlarını değil; dost gibi görünen suskunları da hatırlayacaktır.

Beyfendi deklarasyonun niye tamamını değil de içinden cımbızladığınız kısmını yorum konusu yapıyorsunuz?
Mesela; aynı deklarasyonda İSrail’in işgal ettiği yerlerden çekileceği, yerleşimlerin durdurulacağı, savaş suçu işleyenlerin yargı önüne çıkarılacağı gibi maddeleri niye konu etmiyorsunuz?
Teşekkür ederim katkınız için. Ancak bildirinin hangi kısmının gerçek politik sonuç doğurduğuna odaklanmak gerekiyor. Evet, bildiride İsrail’in işgali ve savaş suçlarıyla ilgili bazı ifadeler yer alıyor. Ancak bunlar genelde diplomatik temenniler düzeyinde. Oysa bildirinin asıl vurgusu Hamas’a yönelmiş: Silah bırakması, esirleri teslim etmesi, yönetimi sonlandırması isteniyor. Bu, Gazze’deki direniş hattının tasfiyesini ve İsrail’in fiilen rahatlamasını hedefliyor. Türkiye’nin bu metne imza atması, Kudüs söylemiyle çelişiyor. Dolayısıyla yazımızda bildirinin tümünü değil, siyasi ağırlığı belirleyen kısmını öne çıkardık. “Kudüs için konuşup Gazze’ye imza atmak” ifadesi, tam da bu çelişkiyi görünür kılıyor. Eleştirimiz, bağlamından koparılmış bir yorum değil; metnin politik etkisine yöneltilmiş bir sorgulamadır.
Okurlarınıza saygı gösterip deklarasyonun bütün maddelerini (42 madde) burada paylaşır mısınız? Böylece yazdığınız yazının ne kadar isabetli olduğuna okurlarınız karar versin.
“42 maddeyi paylaş da okur karar versin” demek, bir tiyatro broşürünü uzatıp “oyunu izlemeden önce sayfaları oku” demeye benziyor. Deklarasyon siyasidir, edebiyat metni değil. Mesele kaç madde yazıldığı değil, hangi maddenin hangi aktörü hedef aldığıdır. Buyurun birlikte bakalım: Hamas’a açık çağrı var — silah bırak, esirleri teslim et, yönetimi bırak! İsrail’e ise ne var? Üç-beş temenni cümlesi, yaptırımı olmayan soyut ifadeler. Türkiye’nin bu metne attığı imza, Kudüs nutuklarıyla değil, Gazze gerçeğiyle ölçülür. Siz hâlâ “tüm maddeleri koyun da okur karar versin” diye tutturuyorsanız, mesele yazının isabeti değil, okurun aklına olan güvensizliktir. Biz okurun zekâsına güveniyoruz. Söz çok ama öz bir tane: Kudüs için konuştular, Gazze’ye imza attılar.