İslam’ın İstismarı, İktidarın İflası

Recep Karagöz'ün köşe yazısı

‘Zulüm, bizdense ben bizden değilim.’ // Hz. Ali

Bugün Türkiye’de ve genel olarak İslam dünyasında, en çok istismar edilen iki kavram varsa, bunlar ‘din’ ve ‘millet’tir. Bu iki kutsal değer, siyasi iktidarların ömrünü uzatmak, ahlaki meşruiyeti kaybettikleri her anı, sahte bir hamasetle örtbas etmek için hoyratça kullanılıyor. Din, artık hakikatin değil; propaganda metinlerinin, seçim kampanyalarının, sadakat testlerinin malzemesi. Ve ne yazık ki, büyük kalabalıklar bu manipülasyona gönüllü olarak iştirak ediyor.

Filistin Politikası ve İktidarın Çifte Standardı

İktidar yıllardır İsrail’e karşı nutuklar atıyor, Gazze için gözyaşı döküyor ama aynı anda limanları İsrail gemilerine açık tutuyor, ticaret hacmini rekor seviyelere çıkarıyor. Bugünlerde Filistin için sokakta ses çıkaran üniversite öğrencileri gözaltına alınırken, İsrail’e karşı bir ‘tek cümlelik’ ekonomik yaptırım dahi uygulanmıyor. Filistin’in çocukları bombalarla paramparça edilirken, Türkiye’de devlet kurumlarının sessizliği yalnızca diplomatik değil, ahlaki bir iflasa da işaret ediyor.

Mezhepçilik ve Emperyalizm İşbirliği

Yerli-milli olmakla övünen iktidar blokları, İslam dünyasının bağımsızlık iradesini değil, emperyalizmin bölge politikalarına entegre olmayı tercih ediyor. İran’a karşı geliştirilen mezhepçi nefret söylemleri, İsrail’in güvenliği için jeopolitik zemin hazırlama çabasının parçası haline getiriliyor. Kudüs için konuşurken yüksek sesle bağıranlar, aynı ses tonuyla Tahran’a öfke kusuyor. Çünkü bu söylem, içerideki milliyetçi-muhafazakâr konsolidasyonu besliyor; dışarıda ise Batı ile dengeyi koruyor. AKP/Erdoğan, hem İslam dünyasının lideri olmak istiyor hem de emperyalist güçlerle uyum içinde kalmaya çalışıyor.

Sekülerleşme ve Maneviyatın Çöküşü

Toplumun en geniş kesimlerini oluşturan dindar kitleler ise her geçen gün daha fazla sekülerleşiyor, materyalizme teslim oluyor. Cami cemaatinin yaş ortalaması artıyor, gençler uzaklaşıyor ama Diyanet ‘dijital bağımlılıktan’ şikayet etmek dışında hiçbir şey yapmıyor. Camiler, artık tefekkürün değil, iktidar propagandasının sessiz mekanlarına dönüşmüş durumda. İnşa edilen gösterişli külliyeler, estetikle donatılmış ama ruhtan mahrum. Bu yapılar birer ‘görünürlük yatırımı’ olarak sahneleniyor, halkın maneviyat arayışıyla değil, siyasal sadakatle ilişkilendiriliyor.

Düşüncenin ve Eleştirinin Tasfiyesi

Sadece ibadet mekanları değil, düşünce hayatı da çölleşmiş durumda. İslam adına konuşan medya yorumcuları, köşe yazarları, ilahiyatçılar ya tek sesli devlet retoriğinin taşıyıcısı ya da politik fayda gözeten aparatçikler. Her farklı ses ‘fitneci’ diye etiketleniyor, her eleştiri ‘bölücülükle’ suçlanıyor. Muhalefet yalnızca siyasal düzlemde değil, kültürel düzlemde de kriminalize ediliyor.

Savunma Sanayii Övgüsü ve Sosyal Gerçeklik

İktidar cephesi, ‘savunma sanayi’ başarılarıyla övünüyor, her eleştiriyi ‘vatan düşmanlığı’ olarak yaftalıyor. Oysa toplumun geniş kesimleri geçim derdiyle boğuşuyor, sosyal adaletin esamesi okunmuyor. Din, adaletle ilişkilendirilmeyince yalnızca bir gösteriye dönüşüyor. Din, eğer adaletin yanında durmuyorsa, zulmün kılıfı haline gelir. Ve biz bugün, tam da bu dönüşümün karanlık bir evresindeyiz.

Hakikat Yoksunluğu ve Toplumsal Sürükleniş

İslam toplumları düşünmüyor. Düşünmediği için sürükleniyor. Sürüklendiği için manipülasyona açık hale geliyor. Ve manipülasyonun merkezinde, ‘dini ve milli’ olanın sahte temsilleri var. Düşünce üretemeyen, eleştiremeyen, hesap sormayan, sorgulamayan bir toplum; kaçınılmaz olarak totaliterliğe açık hale gelir. Bugün yaşadığımız tam da budur.

Boşaltılan Değerler, Yitip Giden Hakikat

Yerlilik, millilik, dindarlık, ümmetçilik, antiemperyalizm’ Bütün bu kavramlar boşaltıldı. İçleri yalanlarla, riyakârlıkla, ikiyüzlülükle dolduruldu. Oysa İslam, hakikatin yanında durmaktır. Bugün bu coğrafyada hakikatin yanında duranlar cezaevindeler. İslam, ezilenlerin sesi olmaktır. Bugün ezilenlerin sesi, ‘terör propagandası’ suçlamasıyla susturulmak isteniyor.

Yeni Bir İslami Bilinç İnşa Etmek

Bu karanlık tablo karşısında yapılacak şey bellidir: Aklı, ahlakı ve adaleti merkeze alarak, yeni bir İslami bilinç inşa etmek. Popülist dindarlıklara, oportünist muhafazakârlıklara, hamasi ümmetçiliğe teslim olmadan; sahici bir direniş ve sahici bir dayanışma hattı kurmak. Çünkü umut, hakikatin yanında duranlarda yeşerir. Ve hakikat, ne sarayların ne şirketlerin ne de ekranların tekelindedir.

Exit mobile version