Eskiden insanın derdi çoktu belki ama bugün bir de derdini hesaplama derdi var.
Ay başı geliyor, ay sonu düşünülüyor.
Bir ihtiyaç çıkıyor, “Bunu bu ay mı alsak, gelecek aya mı bıraksak?” deniyor.
Çocuk bir şey istiyor, insan önce cebine bakıyor.
Evde eksik var, pazarda fiyatına bakılıyor.
Bir yandan hayat devam ediyor, bir yandan insan sürekli hesap yapıyor.
Asıl yoran da galiba bu.
Çalışmak değil sadece… Çalıştığın halde yetirememek.
Sabah kalkıp işine gidiyorsun.
Akşam yorgun dönüyorsun.
Bütün gün emeğini ortaya koyuyorsun ama eve geldiğinde kafandaki hesap bitmiyor.
Kira var.
Faturalar var.
Mutfak var.
Çocukların ihtiyaçları var.
Bir de kredi kartları, krediler, taksitler…
Bugün birçok insanın cebinden önce borcu konuşuyor.
Kredi kartı bir zamanlar ihtiyaç olduğunda başvurulan bir kolaylıktı. Şimdi birçok evde ayı tamamlamanın bir parçası haline geldi.
Bir karttan diğerine, bir taksitten diğerine derken insan bazen ne kadar borcu olduğunu bile hesaplamakta zorlanıyor.
Ama kimse durup dururken borçlanmıyor.
Hayat zorluyor.
Bir evin ihtiyacı çıkıyor.
Çocuğun masrafı oluyor.
Mutfak masrafı artıyor.
Beklenmedik bir ödeme çıkıyor.
İnsan da elindekiyle yetiremediği yerde kredi kartına uzanıyor.
Sonra o kartın borcu, gelecek ayın kazancından payını istiyor.
Ve döngü yeniden başlıyor.
İnsan çalışıyor, kazanıyor, ödüyor… Sonra yeniden çalışıyor.
Bunun adı sadece geçim sıkıntısı değil.
Bunun içinde bir yorgunluk var.
Sessiz bir yorgunluk…
İnsanların çoğu bunu yüksek sesle anlatmıyor belki.
Ama kahvede oturan da düşünüyor.
Serviste eve dönen de düşünüyor.
Fabrika çıkışında çantasını omzuna atan da düşünüyor.
Dükkânını kapatan esnaf da düşünüyor.
Evde alışveriş hesabı yapan anne de, çocuğunun ihtiyacını hesaplayan baba da aynı sorunun etrafında dolaşıyor:
“Bu hayatı nasıl çevireceğiz?”
İşte emekçinin derdi biraz da burada.
Kimse lüks peşinde değil.
Kimse her ay başka bir hayat yaşamak istemiyor.
İnsanlar sadece çalışarak geçinebilmek istiyor.
Çocuğuna mahcup olmadan…
Evine eli boş dönmeden…
Ayın son haftasını kara kara düşünmeden…
Emeğinin karşılığını beklerken borçlanmak zorunda kalmadan…
Bunun çok büyük bir beklenti olduğunu sanmıyorum.
Çünkü bir insan sabah evinden çıkıp akşam eve döndüğünde, bütün gün verdiği emeğin karşılığında ailesine huzur götürmek istiyorsa, bunda yanlış olan ne?
Alın terinin hakkı vardır.
O hak sadece miktarla da ölçülmez.
Zamanında verilmesiyle de ölçülür.
Çünkü hayat beklemiyor.
Kira günü beklemiyor.
Pazar beklemiyor.
Fatura beklemiyor.
Çocuğun ihtiyacı beklemiyor.
Borç zaten hiç beklemiyor.
O yüzden emeğiyle yaşayan insanın derdini sadece rakamlarla anlatmak yetmez.
O rakamların arkasında bir hayat var.
Bir ev var.
Bir aile var.
Bir sofra var.
Bir çocuğun beklentisi var.
Ve bütün bunların ortasında, sabah yeniden işe gidecek olan bir emekçi var.
Belki bugün birbirimizi anlamaya biraz daha fazla ihtiyacımız var.
Çünkü hepimiz aynı hayatı yaşamıyor olabiliriz ama geçim derdinin ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz.
Ve emekçinin istediği çok şey değil:
Emeğinin karşılığını almak, ailesini geçindirmek ve yarına borç düşünmeden uyanabilmek.
Bence insan gibi yaşamak denilen şey de tam olarak burada başlıyor.
