18 Nisan 1924 Çaycuma doğumlu. Yöremizin yetiştirdiği en değerli halk müziği sanatçıdır. Birçok eseri TRT repertuvarına giren sanatçı, sesi ve saz çalma tekniğiyle büyük beğeni almış, çok bilenen “Aman Of” türküsü, bizzat, Türk Halk Müziği’nin efsane ismi Muzaffer Sarısözen tarafından derlenerek kayıt altına alınmıştır. 3 Ağustos 1969’da yaşamını kaybeden sanatçının mezarı Çaycuma’nın Çömlekçi köyünde bulunmaktadır.
Bu sayfada Hüseyin Çakır adına yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler yayınlanmaktadır.
Eğitimci Nilgün Çelik’in Yazısı: |
18 Nisan 1340 (1924) Çaycuma doğumlu olan Hüseyin Çakır’ın yakımı olan bu türkü, Muzaffer Sarısözen tarafından derlenerek, TRT repertuarına alınmıştır. Bu türkü aynı zamanda bölgenin en bilinen oyun havasıdır.
Hüseyin Çakır, Orta Okulu okumak üzere 1938 yılında Bartın’a gönderilir. Çünkü Çaycuma’da Orta Okul yoktur. Orada öğrenim görürken kendisine bir saz alır. Oradaki saz ustalarından saz çalmayı öğrenir.
Bartın’a gidip gelirken bir kıza aşık olur. Kız aşkına yanıt verir ancak ailesi bu gönül ilişkisini onaylamaz. Hüseyin Çakır aşkını çalıp söylediği türküleriyle dillendirir. Bu arada sevdiğini daha çok görebilmek için, hafta sonlarında Bartın’da kalmakta, Çaycuma’ya gitmemektedir.
“Gidiyom gidemeyom
Az doldur içemeyom
Sen benden geçtin ama
Ben senden geçemeyom…”
Hüseyin Çakır türküsünü pencerenin önüne oturup söyler, böylece dışarıdan duyulmasını da sağlarmış. Türkünün “Aman hey, Aman of” kısmını yanık yanık uzatırmış.
“Pencerenin önünde
Kol olsun da dayansın
Bu sevdanın sonuna
Can olsun da dayansın…”
“Elma aldım Bartın’dan
Tabancam var altından
Öyle bir yar sevdim ki
Sülalesi Bartın’dan…”
Bu aşk öyküsü güzel bitmiş ve Hüseyin Çakır gönül verdiği kızla evlenmiştir.
Eğitimci İsmet Akyol’un Yazısı: |
ÇAYCUMALI GÖNÜL İNSANI, BESTECİ / TÜRKÜCÜ HÜSEYİN ÇAKIR
Gönül insanı, besteci/türkücü Mehmet ve Zeynep oğlu Hüseyin Çakır 18 Nisan 1924 yılında Çaycuma’da doğup 3 Ağustos 1969 yılında ölmüştür. Mezarı Çaycuma Çömlekçi köyündedir.
Hüseyin Çakır varlıklı bir ailenin oğludur. İlkokulu Çaycuma’da okur. O günlerde Çaycuma’da ortaokul ve lise bulunmadığından, öğrenimini tamamlamak için Bartın’a gider. Liseyi ise Kastamonu’da okur.
Hüseyin Çakır, Bartın’da okurken saz çalan kişilerle tanışır, onlarla aynı ortamı paylaşır. Hüseyin Çakır, sazla tanışmasını “Sazıma” adlı türküsünde şu şekilde ifade etmektedir: “On beşimde çaldın benim gönlümü / Teline bağladım bütün ömrümü / Harcadım ben sana gece günümü / Duymasam sesini hicran ederim.”
Hüseyin Çakır, Ankara Hukuk Fakültesi’nde okurken kaldığı evin sahibinin kızı Sevim Hanımla evlenir. İnci ve Dilek adlarında iki kızı vardır.
Eski bağlama sanatçılarından ve Hüseyin Çakır’ın arkadaşı ve kursiyeri merhum İsmail Özkan (Şah İsmail), o döneme ilişkin şu bilgileri aktarıyor: “Hüseyin Çakır, Bartın’da kaldığı süre içinde, saz ustalarından Baba Ziya (Özden), Muzaffer Özden, Avni Özden’le iç içeydi. Onlarla saz ortamlarını paylaştı. Bağlama çalmaya Bartın’da başladı. Çaycuma Halkevi’nde 1944-1945 yıllarında bağlama kursu açtı. Ben dahil birçok kişi bağlama kursuna gittik. Hüseyin Çakır benim ilk ustamdır. İkinci ustam da, Halk Müziği Sanatçısı Şemsi Yastıman’dır. Birçok şeyi Hüseyin Çakır’dan öğrendim. O üstün bir yetenekti. Kendine özgü bir mızrabı vardı. Çoğunlukla oyun havası çalardı. Bazen de uzun hava çalar söylerdi. İnsanlar ondan ilham almalıydı ama almadı. Hüseyin Çakır tek başına bağlamayı yaygınlaştıramadı. Çünkü buralarda böyle bir gelenek yoktu.”
Hüseyin Çakır’ın bağlama çalmasına, türkü söylemesine babası razı olmaz. Aynı zamanda Çaycuma çevresinde de o yıllarda saz çalanlara karşı bir önyargı vardır. Şah İsmail: “Saz çalmak bu çevrede hoş karşılanmıyordu. Saz çalanlar Çingenelerle eşdeğerde görülüyor, ayıp karşılanıyordu. O zamanlar burada askeriye vardı. Subay takımı, memur çevresi, öğretmenler, hakimler, avukatlar müziğe yatkındı. Bu kesim bize sahip çıkıyor, saygı duyuyordu.” diyerek o dönem Çaycuma halkının yapısı hakkında ipucu veriyor.
“Sazıma” adlı türküsündeki şu dizeler de Hüseyin Çakır’ın saza olan tutkusunu ve karşılaştığı güçlüğü yansıtmaktadır: “Aşık Çakır bilmez ana babayı / İstemem ben sazsız köşkü sarayı / Saz öğretti bana sevip saymayı / Duymasam sesini hicran ederim.”
Hüseyin Çakır liseyi bitirdikten sonra Ankara Hukuk Fakültesine girer; ancak üçüncü sınıftan terk eder. Bir süre Ankara Barosunda çalışır. Bir yıl kadar da Çaycuma’da arzuhalcilik yapar. Ankara’da bulunduğu dönemde ünlü saz ustalarıyla tanışır. TRT Türk Halk Müziği Dairesi kurucularından Ahmet Gazi Ayhan’la yakın dostluk kurar. Yine Anadolu’yu karış karış gezip türküler derleyip, Türk Halk Müziğine önemli katkılar sunan Muzaffer Sarısözen’le tanışır. Ankara Radyo Evi’nde zaman zaman “mahalli sanatçı” olarak türküler söyler.
Hüseyin Çakır her sanatçı gibi duygulu ve içli biridir. Yakın arkadaşlarından merhum Sadık Kurt, Hüseyin Çakır’ı anlatırken ilk cümlesi şöyle olmuştu: “İnsancıl biriydi, samimi ve iyi niyetliydi. Kimseye kötülüğü dokunmazdı.”
Şah İsmail onun için: “Duygulu ve içli bir insandı, muhabbet düşkünüydü. Temiz giyinir, temiz gezerdi. Sokağa kravatsız çıkmazdı. Bir de Çaycuma’yı çok severdi.” diyordu.
Hüseyin Çakır’ın ablası merhum Esma Kantarcı onun için: “O, benim için bambaşka biriydi. O’nun gidişi beni yaktı. O, ziyan gitti.” diyordu duygulanarak.
Yine onu tanıyanlardan merhum terzi Sadık Sağtekin ise şunları anlatıyor: “Hüseyin Çakır benden büyüktü. Rahmetli ağabeyimle ( Abdullah Sağtekin ) iyi arkadaştı. Sevdiği saydığı arkadaşlarıyla saz muhabbeti yapardı. Mükemmel bir saz ustasıydı. Sazın yanı sıra çok güzel yaylı tambura da çalardı. Geceleri evinin balkonunda çalar, çevre halkı dinlerdi. 1948-1950 yıllarında Halkevi’nde biz temsiller verir, piyesler oynardık. Çaycuma Güzelleştirme Cemiyeti adına komşu ilçelere giderdik. Zaman zaman Hüseyin Çakır’ı da götürürdük. Hüseyin Çakır’ın adından dolayı salon tıklım tıklım dolardı.”
Hüseyin Çakır’ın başka bir özelliğini de, yeğeni, eczacı Murat Çakır şöyle ifade ediyor: “Amcam çok güzel sedef işlemeli bağlama ve cura yapardı. Sünnet düğünümde bana sedef işlemeli bir cura yaptı. Hala durur.”
HÜSEYİN ÇAKIR’IN BESTE, TÜRKÜ VE DERLEMELERİ
Hüseyin Çakır’ın Muzaffer Sarısözen tarafından derlenen ve TRT Türk Halk Müziği repertuarında bulunan “Gidiyom Gidemiyom” diğer adıyla “Aman Of” oyun havası en çok bilinen türküsüdür.
Hüseyin Çakır’ın yeğeni Turgay Çakır’da bulunan ve Hüseyin Çakır’a ait not defterinde, söz ve bestesinin kendisine ait olduğunu belirttiği şu türküler ve şiirler de vardır: Döktür Muazzez, Yavru Kuşuma da, Ormanda Büyüyen, Kara Dayı, Maça Kızı, Sanat Destanı, Filyos Irmağı’nda Boğulan Gelin Gızıy Türküsü, Sazımın Sedefi Yok, Sazıma, Şu Çaycuma Dedikleri, Gidiyorsan Bir Defacık Bak da Git, Karadır Kaşların, Bartın Deresinde, Yolculuk ile Bartın ve Çaycuma şiirleriyle Atatürk için yazdığı “Ahir Zaman Kahramanı Atatürk” diye başlayan şiir. Yine bu not defterinde bilinen halk türküleri, çeşitli maniler ve kısa yazılmış türküler bulunmaktadır.
AMAN OF TÜRKÜSÜ ÜZERİNE BİR ANI
Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası ve Atatürkçü Düşünce Derneği şube başkanlarından merhum Maksut Çavdar, Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Dergisinin Ekim 1995 tarihli ikinci sayısında “Anılar” başlıklı yazısında, “Aman Of” türküsü üzerine şunları yazmıştır: “Eski Çaycuma’da nişanlar, kınalar, düğünler evlerde veya bahçelerde yapılırdı. Radyodan başka müzik yayını yoktu. Birkaç ablamız ut ya da def çalarak eğlenilirdi. Defi, maharetle çalan gelin abla, oyuncuları daha hareketlendirebilmek için, eliyle def çalarken, ayaklarıyla da tempo tutar, ara ara ‘Aman offf…’u nefesinin yettiği kadar uzatarak oynayanları coşturur, kızlar da bu kıvrak ritimlere ayak uydururlardı.
1947 yılında biz de cemiyete girdik. Bu arada yaşıtlarımızla evlenenlerin düğünlerine katılıyorduk. Erkeklerin eğlencesinde de bu güzel oyun havamızı arkadaşımız merhum Hüseyin Çakır hünerli elleriyle çalar, uygun sesiyle meydan sazına vurdukça ‘Aman Of’ türküsü daha bir güzelleşirdi.
Aman Of Türküsü bir gün radyoda Safranbolu Türküsü diye seslendirildi. Daha sonra da Saniye Can tarafından Zonguldak türküsü diye okundu: Yıl 1950.
Bizim bildiğimiz ‘Aman Of’ oyun havasıdır. Bu çelişkiyi Hüseyin Çakır’a sorduğumda: ‘Evet ama türküler derleme şekline göre derleyene mal edilir. Bunu ben Ankara Radyosu’nda birçok kez Çaycuma Türküsü olarak çaldım’ demişti. Bu durumu zamanın Çaycuma Ortaokulu Müdürü aynı zamanda müzik öğretmeni Vedat Keçecigil’e sorduk. Bize, “Mahkemeye müracaat ederek tespit ettirilmesinin gerekli olduğunu” söyledi. Hüseyin Çakır da Savcılığa müracaat ederek “Derlemenin kendisinin olduğunu ve yıllardan beri okuyup çaldığını” belirtti. Vedat Keçecigil, Ziya Mısırlı ve ben şahitlik ederek ‘Aman Of’ oyun havasının, mahkemece ‘Çaycuma Oyun Havası’ olarak tescilini yaptırdık.”
Sadık Kurt da “Aman Of” türküsüyle ilgili şunları anlattı: “Aman Of türküsünü, Hanım Abla (Hanım Uzaldı) adında bir kadın nişanlarda, kınalarda, düğünlerde defle söyleyerek kadınları kızları oynatırdı. Bu türkü buralarda söylenirdi. Hüseyin Çakır bu türküyü derleyip bugünkü biçimini verdi.”
HÜSEYİN ÇAKIR’IN KENDİ SESİNDEN SES BANDI
Hüseyin Çakır’ın zaman zaman Ankara Radyo Evinde söylediği türkülerin kayıtlarının TRT arşivinde olup olmadığı kesin bilinmemektedir. Hüseyin Çakır’ın bir arkadaş muhabbeti ortamında kaydedilen ve çeşitli türküler söylediği ses bandı, terzi Mevlüt Toplu ve öğretmen Mevlüt Kırnapçı tarafından gün ışığına çıkarılmıştır. Mevlüt Toplu, Hüseyin Çakır’ın sesinin kaydedildiği bir makaranın kendisine nasıl ulaştığını şöyle anlatmaktadır: “Hüseyin Çakır’ın sesinin olduğu makara bana 1982 ya da 1983 yılında ulaştı. Bana getiren İdris Yeşil’dir. Ses, makaraya Pehlivanlar Mahallesi’nde bir evde bir muhabbet ortamında kaydediliyor. O ortamda İdris Yeşil’in ağabeyi İlyas Yeşil de vardır. Ben türküleri, radyo tamircisi Ahmet Akyüz adlı arkadaşın dükkanına tamire getirilen ve bu tür makaraları çalan eski bir teypte dinledim. Ve yıllar boyunca sakladım.”
Hikayenin bundan sonrasını Mevlüt Kırnapçı şu şekilde anlattı: “Yerel radyo Radyoaktif’te program yaptığım dönemde Hüseyin Çakır’la ilgili araştırma yapıyordum. Dostum Mevlüt Toplu’ya düşüncemi açtığımda, bana elindeki ses kaydından söz etti. Antika meraklısı Fatih isminde bir polis memurundan, bu tür makaraları kaydeden ve çalan teybi alarak makarayı deşifre ettik. Bu makarada Hüseyin Çakır’ın kendisinin seslendirdiği şu türküler vardır: Bağlamam Rebap Oldu, Şeker Oğlan (Çaycuma uyarlamalı), Aman Of, Perişanım, Bağlama ile Açış, Şerifem, Dıv Dıv, Konuşmalar, Çiçek Dağı (Mucur Dağı), Sazım Ağlatma Beni, Çaycuma Destanı, Açıl Gel Ömrümün Varı, Vurma Zalım, Maça Kızı, Döktür Muazzez ve Yine Yeşillendi Fındık Dalları. Kayıt yaptığımız kasetten dört tane çoğalttık. Birini ben, birini Mevlüt Toplu aldı. Diğer ikisinden birini Radyoaktif’in sahibi Bülent Sağtekin’e, birisini de Hüseyin Çakır’ın yeğeni Turgay Çakır’a verdim.”
ÇOCUKLARIN BABAYA, BABANIN ÇOCUKLARA ÖZLEMİ
Hüseyin Çakır üzerine yazdığım bu yazının Nebioğlu İlköğretim Okulunun yayın organı “Nebioğlu İletişim Gazetesi” ile Çaycuma yerel basınında ve “caycuma.org” internet sitesinde yayınlanmasından sonra, e-mail adresime Hüseyin Çakır’ın büyük kızı İnci Erul’dan bir mesaj geldi. İnci Erul mesajında “Babasıyla ilgili bilgilerin akrabaları tarafından kendisine iletilmediğini” belirterek şöyle diyor: “Hüseyin Çakır’ın Ankara’da yaşayan büyük kızı İnci Erul’um. Bu siteden hiç haberim yoktu. Türküleri dinledikçe ağladım. Çok genç yaşta göçüp gitti. Sizin onun hakkında yazdıklarınız hep gerçeklerdir. Onun değerinin bilinmesi, türkülerinin dinlenmesi büyük mutluluktur.
Onun son dönemlerinde annemle ayrı idiler. Kardeşimi ve beni de pek arayamıyordu. Kardeşim zaten çok küçüktü, ben de okuma, para kazanma derdinde idim. Ben de radyoevinin arşivinden Aman Of türküsünün kayıtlarını bulmaya çok uğraştım, bulamadılar. Yaptığı sazlar bile bir devrimdir. Herkes birçok şeyi ondan öğrendi. Elimde resminden başka hiçbir şey yok. En büyük mirası hala sevilerek dinlenen müziği. Sizlere bu ilgi ve çalışmalarınızdan dolayı çok teşekkür ederiz. Bizim yapamadığımızı yapmışsınız. Gönlünüze sağlık. Yeni nesile tanıtabilmek için neler yapabiliriz. Turgay ile ilişki kurup onun elindekileri değerlendirmek isterim. Her şey için tekrar teşekkürler.”
İnci Erul’un babasına duyduğu özlemi Hüseyin Çakır da kızlarına ve eşine karşı duymaktadır. Şair, yazar Mehmet Paşakahyaoğlu “Unutulamamış Anılarımda Yoğurdun Yeşil Prensi” adlı kitabında, Musausta köyündeki evinde misafir ettiği Hüseyin Çakır’la ilgili anısını anlatırken şöyle demektedir: “Bir ara uyandığımda Hüseyin Çakır Ağabey isimler sayıklıyordu. Sabah olunca, o isimleri sorduğumda, ‘kızlarım’ dedi, ağladı. Hanımını özlediğini anlattı.”
HÜSEYİN ÇAKIR ÇAYCUMA’NIN ÖNEMLİ BİR DEĞERİDİR
Bugün Çaycuma’da yeni kuşak Hüseyin Çakır’ı tanımamaktadır. Tanıyanlarsa, Hüseyin Çakır’a bir takım ön yargılarla bakmaktadırlar. Çünkü Hüseyin Çakır bohem yaşayan bir insandır. Bu önyargı, onun bu yaşam tarzından gelmektedir. Oysa Hüseyin Çakır her şeyden önce bir gönül insanıydı ve doğal olarak da üretken bir sanatçıydı. Çaycuma çevresinde o yıllarda saz çalanlara karşı bir önyargı olduğundan yeteneklerini kullanacak olanakları bulamamıştır. Onu değerlendirirken bu yönüyle bakılmalıdır.
Hüseyin Çakır Çaycuma’nın önemli bir değeridir. Çaycuma’nın, TRT’de türküsü olan tek sanatçısıdır. Bu yazı, Hüseyin Çakır’ı az da olsa tanımaya ve tanıtmaya yönelik bir kaygının ürünüdür. Bu yazının amacı, Hüseyin Çakır üzerine yapılacak çalışmalara katkı sağlamaktır. Eski Çaycuma Belediye Başkanı merhum Metin Yurtbay’ın belediye başkanlığı döneminde, Çaycuma Belediye Meclisi 1994 yılında Hüseyin Çakır’ın doğduğu, büyüdüğü ve öldüğü evinin bulunduğu caddeye “Hüseyin Çakır Caddesi” adını vermiştir.
Çaycuma Nebioğlu İlköğretim Okulunda öğrencilerle birlikte yedi sayı çıkardığımız Nebioğlu İletişim gazetesinin Ocak 2004’te yayınlanan 5. sayısında Hüseyin Çakır ile ilgili yazım yayınlanmıştı. Yazıda, “Bugün Çaycuma Belediyesi başta olmak üzere Çaycuma’daki kurum ve kuruluşların görevlerinden birisi de Hüseyin Çakır başta olmak üzere, bölgemiz kültürüne ve kültür insanlarına sahip çıkıp, arşivlendirilmiş bilgilerin toplanmasını sağlamak ve yayınlamak olmalıdır. Yeni kuşakların pek tanımadığı Hüseyin Çakır’ın anıtı şehrin ortasına yapılmalıdır. Kızlarıyla iletişime geçilmeli, Hüseyin Çakır’ı yakından tanıyanların katılımıyla Hüseyin Çakır’a özgü bir etkinlik yapılmalıdır. Çaycuma Çömlekçi köyündeki mezarının yapımı da unutulmamalıdır.” demiştim.
Belediye Başkanı Bülent Kantarcı döneminde Çaycuma Belediyesi tarafından 2016 yılında Heykeltıraş Ahmet Uzun’a yaptırılan Hüseyin Çakır’ın heykeli Nihat Kantarcı Caddesi üzerine yerleştirilmiştir. Çaycuma Belediyesi tarafından Çaycuma’nın bellek mekânlarından biri olan eski cezaevine “müze-kütüphane” işlevi kazandırma amacıyla restorasyon çalışması yapılmaktadır. Yapılacak bu müze-kütüphane de Çaycuma’nın değerlerine de yer verilmelidir. Yer verilecek bu değerlerden birisi de Hüseyin Çakır’dır.
CUMA Medya sahibi Sezai Bilici’nin Yazısı: |
Cemil Yurtbay’la, ayaküstü Hüseyin Çakır’ı konuştuk…
“BABAMIN OĞLU ÜÇTÜR / HÜSEYİN ÇAKIR’I NEYLESİN…”
Sezai Bilici: Cemil ağabey, Hüseyin Çakır’la ilgili neler biliyorsunuz? Örneğin eğitimi hakkında…
Cemil Yurtbay: Hüseyin Çakır, Ankara’ya hukuk eğitimi için gitti. Babası onun avukat olmasını istiyordu. O ise saz çalma tutkunuydu. Hukuk eğitimini yarıda bırakmiş. TRT’ye türkülerini okumuş. Bir süre Ankara’da kalmış.
Sezai Bilici: Babası ne dedi bu duruma?
Cemil Yurtbay: Babası da burada durumu öğrenince Hüseyin Çakır’a çok kızmış. Onu evlatlıktan çıkartmış diye duyduk.
Sezai Bilici: Hüseyin Çakır’ın Ankara günlerine ilişkin neler biliyorsunuz?
Cemil Yurtbay: Çakır lise mezunu olduğu için Ankara’da rahatlıkla iş bulmuş. O dönemler lise mezunları sayılıydı. Babası varlıklı bir insandı. Ama son dönemler ticari sıkıntılar çekmiş ve iflasın eşiğine gelmiş. Hüseyin Çakır babasına Ankara’dan doğru para göndermiş. Ama babası onu yine de affetmedi.
Sezai Bilici: Hüseyin Çakır, hem çalışıp hem de TRT’de türkü mü söylüyordu?
Cemil Yurtbay: Evet. O sıralar TRT Radyosuna çıkardı Hüseyin Çakır. Babası ise onun sesini duyunca radyoyu kapattırırdı.
Sezai Bilici: Çakır’ın Çaycuma’ya dönüş nedeni neydi size göre?
Cemil Yurtbay: Hüseyin Çakır daha sonra Çaycuma’ya yerleşti. Çaycuma’da bir dedikodu aldı başını yürüdü. Neymiş; Hüseyin Çakır, babasına gönderdiği parayı, Ankara’da çalıştığı yerde zimmetine geçirmiş. O yüzden işinden olmuş.
Sezai Bilici: Bu ne derece doğruydu size göre? Bir bilginiz var mı?
Cemil Yurtbay: Bu ne derece doğrudur bilinmez. Çaycumalı onu severdi. Efendi biriydi. Onun türküleri dinlenir, sevilirdi.
Sezai Bilici: Babasıyla arası hiç düzelmedi mi?
Cemil Yurtbay: Hayır, hiç düzelmedi. Son dönemler babasıyla arasının düzelmemesi Hüseyin Çakır’ı çok etkiledi. Kendini içkiye verdi. Benim dükkanım vardı. Gelirlerdi. Rakı alıp, arkadaşlarıyla ırmak kenarına giderlerdi. Orada hem içer, hem çalar, hem söylerdi. Parası olmadığı zamanlar ispirto dahi içerdi.
Sezai Bilici: Onu en son ne zaman dinlediniz, hatırlıyor musunuz?
Cemil Yurtbay: Onu en son Çaycuma Halkevinde dinledim. Babasına bir türkü yapmış. Çaycumalı o türküyü ağlayarak dinledi. Sözlerini tam hatırlamıyorum. Ama bir mısrası hala aklımda; “Babamın oğlu üçtür, Hüseyin Çakır’ı neylesin!”
Sezai Bilici: Bu küçük söyleşi için teşekkür ederim.
Gidiyom Gidemeyom adlı türkünün nota düzenine ait kayıt |
Gidiyom Gidemeyom Türkü Notası
Derleyen: Muzaffer Sarısözen
Kaynak Kişi: Hüseyin Çakır
Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen
Yöresi: Çaycuma/Zonguldak
Hüseyin Çakır’a büyük vefa |
Çaycuma Belediyesi, halk müziği sanatçısı Hüseyin Çakır’ın heykelini yaptırdı. Heykeltıraş Ahmet Uzun’un kil ile model edip, fiber malzemeden gerçek insan boyutunda ürettiği heykel, Çaycuma’nın Nihat Kantarcı Caddesi’nde yer alıyor.
Konuyla ilgili olarak konuşan Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, “Daha önce sözünü vermiştik, şimdi kaidesine yerleştiriyoruz. Değerlerimize sahip çıkıyoruz. Hiçbirini unutmuyoruz. Onları gelecek kuşaklara aktarmayı en önemli görevlerimizden biri olarak görüyoruz. Rahmetli Hüseyin Çakır’ın heykeli yalnızca kentimize görsel güzellik katmakla kalmayacak, Çaycumalılık ruhu ve bilincinin en değerli ögesi olarak ilçemizin en güzel yerinde yerini alacak. O yalnızca Çaycuma’nın değil, tüm Zonguldak’ın ortak değeridir. ‘Zonguldak türküleri’ denince akla herkesten önce onun yaktığı türküler gelmektedir. Geçtiğimiz günlerde ‘Türküsüz Kent’in şairi Behçet Kalaycı’yı andık. Şimdi de o kentin türkücüsünün heykelini dikiyoruz. Çok mutluyuz. Bir değerimize gönül borcunu ödemiş olmanın huzurunu yaşıyoruz. Hüseyin Çakır yaktığı türkülerle zaten unutulmazdı, şimdi heykeliyle birlikte ölümsüzleşti. Başta değerli heykeltıraş Ahmet Uzun olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Çaycuma’mıza hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
(30 Haz 2016)
Hüseyin Çakır’dan Şarkı Sözleri |
Gidiyom Gidemeyom (Aman Of)
Aman ey aman of
Gidiyom gidemiyom
Az doldur içemeyom
Yandım aman Yanarsın aman
Öldüm aman ölersin aman
Sen benden geçtin ama
Ben senden geçemiyom
Anasına kızına
Duvardaki sazına
Sandıktaki bezine
Yandım ela gözüne
Aman ey aman of
Elma aldım Bartın’dan
Dabancam var altından
Yandım aman yanıyom aman
Öyle bir yar sevdim ki
Sülalesi Bartın’dan vay
Aman ey aman of
Oyna sevdiğim oyna
Bu dünya kalmaz böyle
Yandım aman Yanarsın aman
Öldüm aman ölersin aman
Sen bana varacaksan
Gel yarim doğru söyle
Aman ey aman of
Pencerenin önüne
Kol olsun da dayansın
Bu sevdanın sonuna
Can olsun da dayansın
Aşık atalım mı?
Gönül satalım mı?
Anay bubay duymadan
Bize gaçalım mı?
Anasına kızına
Duvardaki sazına
Sandıktaki bezine
Yandım ela gözüne
Akşama gelecem
Hasretim ben yüzüne
Hüseyin ÇAKIR
Döktürü Mazez
Zonguldaktan gelir maden kömürü, kömürü
Allah genç kızlara versin ömürü
Döktür Döktür
Döktürü Mazez, döktür, döktür
Al yanaktan öptür, öptür
O da senin teyzey, teyzey
O da senin yengey, yengey
O da senin halay, halay
O da senin kocanay, kocanay
Amasyadan gelir arap urması, urması
Bartın’dan da çıkar kızın yosması
Döktür Döktür
Döktürü Mazez, döktür, döktür
Al yanaktan öptür, öptür
O da senin teyzey, teyzey
O da senin yengey, yengey
O da senin halay, halay
O da senin kocanay, kocanay
Hüseyin ÇAKIR
ÇAYCUMA DESTANI
Çarşı ortasında üç ulu çınar,
Çınarın dibinde akıyor pınar,
Dalında bülbüller ötüşür, oynar,
Çaycuma Çaycuma güzeller bağım,
Vatanım civanım, hem dert ortağım.
Çaycuma dediğin güzeller bağı,
Şirinler her daim solu ve sağı,
Geleni selamlar, yüce Göldağı,
Çaycuma Çaycuma hasretim oldun,
Aşkınla gurbette sarardım, soldum.
Önünden süzülür, şu Filyos Çayı,
Cömerttir uşağın, hem kabadayı,
Efeler diyarı, gönlüm sarayı,
Çaycuma Çaycuma güzeller bağım,
Vatanım, civanım, hem dert ortağım.
İlkbahar gelince, şakır bülbüller,
Sesiyle mest olur bütün gönüller,
Çakır da sazıyla türküler söyler,
Çaycuma Çaycuma hasretim oldun,
Aşkınla gurbette sarardım soldum.
Veliköy’den Karalar’a geçilir,
Yaka su pek tatlıdır, içilir,
Cumadan cuma’ya pazar açılır,
İçimi durmadan yakan Çaycuma,
Beni gurbet ele atan Çaycuma.
Topbaşı’ndan Karamusa görünür,
Deliceler mavi yazma bürünür,
Hacıkadı, hacıyağı sürünür,
İçimi durmadan yakan Çaycuma,
Beni gurbet ele atan Çaycuma.
Karboğaz’dan bir kayığa binilir,
Aşaköy’den Çömlekçi’ye inilir,
Akpınar kızları eşarp bürünür,
İçimi durmadan yakan Çaycuma,
Beni gurbet ele atan Çaycuma.
Çomranlı’yla şu Çayköy’ün arası,
İpeklidir Perşembe’nin urbası,
Meseller’in sırtındadır torbası,
Çaycuma Çaycuma kül ettin beni,
Aşkınla inlerim, severim seni.
Mısıroğlu şalvar giyer sallanır,
Kokaksu’dan Bartın’a yolcu yollanır,
Çaycuma Çaycuma kül ettin beni
Aşkınla inlerim, severim seni.
Burunköy’ün bulguru var, unu var,
Şahnalar’ın alacadan pantolonu var,
Çaycuma’nın yoğurduyla ünü var,
Çaycuma Çaycuma kül ettin beni,
Aşkınla inlerim, severim seni.,
Gökçeler’de gökyeşiller kaynaşır,
Derecikören’de sarı yılan oynaşır,
Çubuk Ormanı’nda domuz dolaşır,
Çaycuma Çaycuma ağlatma beni,
Kendine bu kadar yalvartma beni,
Çakır der ; destanım bitti burada,
Kendim gurbet elde, gönlüm sılada,
Kah zaman güler de, kah zaman ağlar da,
Çaycuma Çaycuma derdim dermanım,
Anamsın, babamsın, hem de vatanım.
Hüseyin ÇAKIR
Hüseyin ÇAKIR’ın Seslendirdiği Türküler:
Karadır Kaşların
Karadır Kaşların Ferman Yazdırır,
Aşkın Beni Diyar Diyar Gezdirir.
Lokman Hekim Gelse Yaram Azdırır,
Yaramı Sarmaya Yar Kendi Gelsin.
Ormanlardan Aşağı Aşar Gezerim,
Nazlı Yari Kaybettim Ağlar Gezerim.
Ormanların Gümbürtüsü Başıma Vurur,
Nazlı Yarin Hayali Karşımda Durur.
Karadır Kaşların Benzer Kömüre,
Yardan Ayrı Düşmek Zarar Ömüre.
Kollarımdan Bağlasalar Demire,
Kırarım Demiri Kaçarım Yare.
Ormanlardan Aşağı Aşar Gezerim,
Nazlı Yari Kaybettim Ağlar Gezerim.
Ormanların Gümbürtüsü Başıma Vurur,
Nazlı Yarin Hayali Karşımda Durur.
Uzaklara Gittim Gelirim Diye,
Tabancamı Doldurdum Vururum Diye.
Hiç Aklıma Gelmez Ölürüm Diye,
Ölüm Ver Allah’ım Ayrılık Verme.
Ormanlardan Aşağı Aşar Gezerim,
Nazlı Yari Kaybettim Ağlar Gezerim.
Ormanların Gümbürtüsü Başıma Vurur,
Nazlı Yarin Hayali Karşımda Durur.
Zonguldak Yöresi
Kaynak: İsmet Yeşilgül
Derleyen: Ahmet Yamacı
Beste-Güfte: Mustafa Tuna
Atlı geliyor atlı (Dıv dıv)
Atlı geliyor atlı
Altında kilim katlı
Benim sevgili yarim
Baldan şekerden tatlı
Bağlantı….
Dıv dıv dıv dıv dıv
Dıv dıv dıv dıv dıv
Dıv dıv dıv dıv dıv dıv
Dallarda yeşil yaprak
Kirazlar tabak tabak
Kavuşalım sevdüğüm
Sonumuz kara toprak
Bağlantı……
Ayakkabı isterim
Üstü beyaz olursa
Ben kaynana isterim
Oğlu güzel olursa
Selahattin ÇİL
Hüseyin Çakır’ın fotoğrafları |











