Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Recep Karagöz

Gök Kubbenin Direği Sökülürse

‘Adalet, gök kubbenin direğidir.’ // Hz. Ali

Bazı sözler vardır ki, çağlar aşar, sistemlerin yıkılışına, rejimlerin değişimine tanıklık eder. Hz. Ali’nin ‘Adalet, gök kubbenin direğidir’ sözü de işte böylesi evrensel bir hakikat barındırır. Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir karar değil; toplumsal düzenin, siyasal meşruiyetin ve insani yaşamın temelidir. O direk yıkıldığında, gök kubbenin altında ne huzur kalır ne umut.

Bugün Türkiye, o direğin sarsıldığı, adaletin ayaklar altına alındığı bir dönemden geçiyor. Yargı, yürütmenin emrine girmiş; hukuk, siyasi hesapların aracı hâline gelmiştir. Mahkemeler, iktidara muhalif olanları cezalandırmak için kullanılmakta; yolsuzluk, kayırmacılık, çifte standart her alanda kurumsallaşmaktadır.

AKP’nin iktidarda geçirdiği 22 yılın bilançosuna bakıldığında, en ağır hasarın adalet alanında yaşandığı apaçık ortadadır. Hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı bir devlet yapısı yerine, ‘üstünlerin hukuku’nu, hukuksuzluğu esas alan keyfi bir rejim tesis edilmiştir. İktidarın hoşuna gitmeyen sosyal medya paylaşımları nedeniyle insanların sabaha karşı gözaltına alındığı; barışçıl gösterilere katılan öğrencilerin terörist muamelesi gördüğü; gazetecilerin, akademisyenlerin, hak savunucularının kriminalize edildiği bir düzende, adaletten söz etmek artık bir ironiye dönüşmüştür.

Daha birkaç ay önce Boğaziçi Üniversitesi’nde atanmış bir rektöre karşı demokratik tepki gösteren öğrenciler darp edilerek gözaltına alındı. Gazeteciler yolsuzluk haberleri yaptıkları için değil, o haberin ‘kimin canını sıktığına’ göre yargılanıyor. Soma’da, Çorlu’da, Amasra’da canını kaybeden emekçilerin davaları yıllarca sürüncemede bırakılıyor; sorumlular ise elini kolunu sallayarak geziyor. Siyasetin arka bahçesine dönüşen yargı kurumları, artık hukuku değil, iktidarın bekasını esas alıyor.

Bu çöküş sadece yargı alanıyla sınırlı değil. Adalet kavramı, tüm toplumsal yaşamın dışında bırakılmış durumda. Eğitimde, sağlıkta, istihdamda liyakat değil sadakat esas alınıyor. Kamu kaynakları yandaşlara aktarılırken, milyonlarca genç işsizlik, yoksulluk ve umutsuzlukla baş başa bırakılıyor. Üniversite mezunu bir genç, torpili yoksa mülakata dahi çağrılmıyor. Bir ülkede en çok çaba gösteren değil, en çok biat eden kazanıyorsa, orada adalet direği kırılmış demektir.

Ne var ki, bu büyük çürümenin karşısında vicdanlar susmuyor. Özellikle gençlik, üniversitelerde ve liselerde yükselen bir sesle ‘Hak, hukuk, adalet!’ diyor. Artık sadece siyasetçiler değil, öğrenciler, öğretmenler, sağlıkçılar, avukatlar, kadınlar, emekliler bu çarpık düzene karşı ‘adalet’ talebini dillendiriyor. Ve bu sesin yükseldiği her yerde bir umut filizleniyor.

Bugün Türkiye’de adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, sokakta, sınıfta, meydanlarda aranıyor. Bu durum, çöküşün derinliğini gösterdiği kadar, direncin de kaynağını gösteriyor. Çünkü toplumun vicdanı susturulamaz. Çünkü hakikatin üzeri sonsuza kadar örtülemez.

Unutulmamalıdır ki; gök kubbenin direği yıkılsa da, onu yeniden doğrultacak irade bu topraklarda mevcuttur. O irade, bugün adaleti en çok arayanların, haksızlığa uğrayanların, susturulmak istenenlerin yüreğinde büyümektedir.

Ve belki de en önemlisi: Bu mücadele, sadece bir hukuk mücadelesi değil; bir insanlık, bir ahlak ve bir vicdan mücadelesidir.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler