Erdoğan’ın yüksek perdeden sözleri kürsülerde kaldı; ticaret sürerken Gazze için tek bir adım atılmadı.
Washington’da kurulan masada Avrupa ve ABD liderleri bir araya geldi. Rusya-Ukrayna savaşı için diplomasi devreye sokuldu. Fotoğraflar, demeçler, sahneye çıkan liderler… Bütün dünya izledi. Sonuç: Rusya’ya kahramanlık payesi çıkarılmayacak, Ukrayna’nın kaygıları da Avrupa’nın güvenlik endişeleri de giderilecek. Savaş, belki de sona yaklaşıyor.
Ne mutlu Ukrayna halkına; hak etmedikleri bu felaketten kurtulma ihtimalleri artıyor. Diplomasinin hâlâ işe yaradığını görmek sevindirici. Çünkü hiçbir ülkenin gücü sınırsız değil; ABD bile istediğini dayatmak için müttefiklerinin rızasına muhtaç. Avrupalılar bu gerçeği görüp birlikten güç doğurdu. Bir masanın etrafına oturarak Rusya’ya karşı denge kurabildiler.
Peki Gazze İçin Neden Masaya Çağrı Yok?
Gazze’deyse tam tersi yaşanıyor. İsrail, bir milyon insanı yerinden etmeyi içeren planlarını açık açık dillendiriyor; üstelik bu planın ilk adımı olarak Gazze’de fiilen topyekûn işgali ve bütün bölgeyi boğan bir kuşatmayı başlatmış durumda. Üstelik bunu yaparken uluslararası hukuku ve insan haklarını pervasızca çiğniyor. Gazze’nin sokakları çocuk ölümleriyle dolarken, tek bir diplomasi masası kurulmadı. Tek bir ciddi girişim, tek bir ortak irade gösterilmedi. İslam ülkeleri, sahip oldukları ekonomik ve jeopolitik gücü kullanma gereği dahi duymadı. Ukrayna için kırmızı çizgi ilan eden Batı, Gazze söz konusu olduğunda aynı hukuku görmezden geliyor.
Buradaki çarpıcı ironi şu: Batılı hükümetler susarken, Batılı halklar sokağa dökülüyor. Londra’dan Paris’e, Berlin’den New York’a milyonlarca insan İsrail’in saldırılarını protesto ediyor. Üniversitelerde öğrenciler, şehir meydanlarında siviller, örgütlü ya da örgütsüz milyonlar Gazze için ses veriyor. Yani sokakların vicdanı, sarayların sessizliğini bastırmaya çalışıyor.
Türkiye’nin Sessizliği
Bu tabloda Türkiye’nin rolü ayrıca düşündürücü. İsrail konusunda yüksek perdeden kullanılan sözler, Gazze’ye dair kırmızı çizgi söylemleri pratikte hiçbir karşılık bulmuyor. Ankara, diplomasi masalarını zorlamıyor, Washington’a baskı yapmıyor. Dahası, Batılı kaynaklarda sıkça dile getirilen iddialar var: Türkiye’nin Gazze’yi Suriye’deki jeopolitik hesapları uğruna adeta “pazarlık malzemesi” yaptığı konuşuluyor.
Bu iddialar doğru olsun ya da olmasın, ortada çıplak bir gerçek var: Türkiye hiçbir ciddi adım atmıyor. Bir yandan meydanlarda coşkulu nutuklar atılıyor, öte yandan İsrail’le ticaret sürüyor, limanlardan gemiler kalkıyor, diplomasi sessizliğe gömülüyor. Erdoğan’ın “kırmızı çizgi” söylemleri, aslında iç kamuoyuna dönük birer propaganda malzemesi olmaktan öteye gitmiyor. Gazze için gerçek risk almayı göze almayan bir iktidarın, meydanlarda bağırarak kurduğu cümlelerin dünya siyasetinde tek kuruşluk değeri kalmıyor.
İki Dünya, İki Maske
Ukrayna için kurulan masalar, Gazze için hiç düşünülmedi. Avrupa, kendi güvenliği için risk aldı; İslam dünyası ise Gazze’nin varlığı için tek bir adım dahi atmadı. Batı hükümetleri İsrail’in suçlarını görmezden gelirken, Batı sokakları Gazze için ses veriyor. İslam dünyası ise ne sokakta ne sarayda ses çıkarıyor.
Bu, sadece utanç değil, aynı zamanda gelecek için karanlık bir işarettir. Çünkü Gazze’nin sahipsizliği, yarın başka coğrafyalarda başka işgalleri de mümkün kılacak. Ukrayna’nın masada olduğu yerde, Gazze hâlâ yok. Bu yokluk, en çok da İslam dünyasının siyasi ve ahlaki iflasını anlatıyor.
Ve unutulmamalıdır: İslam dünyasının pasifliği sadece Gazze’nin değil, kendi geleceğinin de kaybıdır. Gazze için masaya oturmayanlar, yarın kendi şehirleri için masaya çağrıldığında söz hakkını kaybedecektir. Sessiz kalanlar, tarihin önünde değil; kendi halklarının gözünde mahkûm olacaktır.
Bu yüzden açıkça söyleyelim: Eğer bugün Gazze için hiçbir şey yapmıyorsanız, yarın Kudüs için de yapamayacaksınız; yarın Mekke ve Medine için de yapamayacaksınız. Çünkü kaybedilen yalnızca Gazze değil, İslam dünyasının onurudur, varlığıdır, geleceğidir.

