Geçen Hafta Ne Demiştik?
Geçtiğimiz hafta bu köşede, Filyos Ateş Tuğla Fabrikası’nın yıkımına dair kamuoyundaki tartışmaları ele almış, “Tarihe değil, betona ağıt yakılıyor” demiştik. Fabrikanın Cumhuriyet döneminin bir sanayi mirası olmakla birlikte, aslında binlerce yıllık antik kentin üzerinde yükseldiğini, bu yüzden olduğu gibi korunmasının tarihsel açıdan çelişkili olduğunu vurgulamıştık. Asıl yapılması gerekenin, fabrikanın ardında ve altında kalan gerçek tarih olan Tios’un gün yüzüne çıkarılması olduğuna dikkat çekmiştik.
Bugün geldiğimiz noktada, tartışmalar büyüdü; bilgi kirliliği arttı. Filyos Belediye Başkanı Erol Acar’ın yaptığı açıklama ise meseleyi çözmek yerine daha da karmaşık hale getirdi.
Fabrikanın Tarihçesi: Bir Sanayi Anısının Çöküşü
Ateş Tuğla Fabrikası, Cumhuriyet’in ilk döneminde kurulmuş, Filyos ve çevresine ekonomik, sosyal ve kültürel katkı sunmuş bir kuruluştu. 1997’de özelleştirilmesiyle birlikte önce küçülmeye, ardından 2022’de tamamen Düzce’ye taşınmaya mecbur kaldı. O günden beri alan metruk bir şekilde kaderine terk edilmişti.
Fabrika, bir dönemin emeğini, alın terini ve bölge halkının hatıralarını taşıyor. Ama hiçbir hatıra, gelecek kuşaklara yük olacak bir enkaz biçiminde korunamaz. Fakat bu miras, yalnızca nostaljik bir hatıra olarak görülemez. Endüstri mirası, doğru bir koruma ve dönüştürme programıyla müzeleşebilir, toplumsal belleğin parçası haline gelebilirdi. Ama alelacele alınan yıkım kararı, bu ihtimali de tarihin çöplüğüne gönderiyor.
SİT Alanı Gerçeği: İki Katmanlı Tarih
Başkan Acar’ın açıklamalarında geçen önemli bir nokta var: 2016’da bölgenin 3. derece SİT alanı ilan edilmesi. Bu karar, fabrikanın yalnızca endüstriyel miras değil, aynı zamanda arkeolojik mirasın da üzerinde bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Şimdi soralım: Eğer bir alan hem endüstri mirası hem de arkeolojik sit niteliği taşıyorsa, orada yıkımı hızlandırmak mı gerekir, yoksa kapsamlı bir koruma planı mı?
Bilgi Kirliliği ve Başkanın Açıklaması
Başkan Acar, “Yıkımda belediyemizin hiçbir ilgisi yok” diyerek sorumluluğu üzerlerinden atıyor. Ancak kamuoyu, haklı olarak şu soruları soruyor:
- Yıkım ruhsatı kim tarafından onaylandı?
- Sit alanı statüsü olan bir yerde, imara açılma ihtimali niçin dillendiriliyor?
Belediye, yalnızca bir yazışma sürecinde aracı rolü üstlendiğini söylüyor; fakat sonuçta yıkımı meşrulaştıran ruhsat belediyeden çıkıyor. Bu nedenle “bizim dahlimiz yok” açıklaması gerçeği perdeleyen bir kaçıştan ibarettir.
Altın Değerinde Arazi ve Rant Tehlikesi
Filyos Ateş Tuğla Fabrikası’nın yıkımının ardında yalnızca “riskli yapı” ya da “kentsel dönüşüm” gerekçeleri olmayabilir. Eğer bu kupon arazi, kısa süre içinde binlerce yazlık konut projesine açılırsa, bu yalnızca tarihî bir hata değil; aynı zamanda Filyos’un geleceğini ipotek altına alacak bir tercih olacaktır. Antik Tios’un izlerini barındıran, Cumhuriyet’in sanayi mirasını taşıyan bu alanın rant uğruna betonlaştırılması, gelecek nesillerin hakkını gasp etmektir.
Bu noktada en büyük sorumluluk Filyos Belediye Başkanı’na düşüyor. Başkan, “bizim dahlimiz yok” diyerek süreci kenardan seyredemez. Tam tersine, bu tarihî mirası ve beldenin geleceğini korumak için güçlü bir irade ortaya koymak zorundadır.
Cevapsız Sorular
Bugün Filyos’ta yaşanan yıkım tartışmalarında gözden kaçan bazı kritik sorular var:
- Filyos Ateş Tuğla’nın tek katlı lojmanları yıkılarak 8-9 katlı koca koca bloklar yapıldı. Şimdi sıra fabrika kısmına geldi. Peki, 1. derece SİT alanı nasıl oldu da 3. dereceye düşürüldü?
- Bütün bunlar olurken kamuoyu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediye, mimarlar odası, meslek odaları ve medya nerede duruyordu?
- Kurumlar arasında yapılan yazışmalar neden kamuoyuyla paylaşılmıyor?
- Hem tarihi miras hem de endüstri mirası olan bu yerle ilgili olumsuz değişiklikler yargıya taşındı mı, taşınmadıysa neden?
Bu sorulara tatmin edici yanıtlar verilmedikçe, Filyos’taki yıkım yalnızca beton ve toz bulutu değil; aynı zamanda şeffaflıktan uzak bir yönetim anlayışının sembolü olacaktır.
Cevapsız kalan her soru, Filyos’un geleceğini biraz daha karartıyor.
Toplumsal Mücadele Zorunluluğu
Tarihine ve doğasına sahip çıkmak yalnızca belediyenin ya da devlet kurumlarının değil, tüm toplumun görevidir. Siyasi partiler, meslek örgütleri, dernekler, çevreciler ve duyarlı yurttaşlar bu konuda ortak bir duyarlılık geliştirmeli, her türlü demokratik mücadeleyi vermelidir. Tarihe, kültüre ve çevreye sahip çıkmak; aynı zamanda geleceğimizi savunmak demektir.
Sonuç: Tarihe ve Geleceğe Karşı Sorumluluk
Filyos Ateş Tuğla Fabrikası’nın yıkımı yalnızca bir binanın çöküşü değildir; hafızamızın, emeğimizin ve medeniyetimizin çöküşüne dönüşme tehlikesi taşımaktadır. Tarihi korumak, yalnızca geçmişe değil, geleceğe de sadakat göstermektir. Eğer bugün bu yanlışlara sessiz kalınırsa, yarın çocuklarımız bizden hesap soracaktır: Bu soruya verecek bir cevabımız yoksa, tarih de bizi affetmeyecektir.
“Tarihi neden betona kurban ettiniz?”
Üstelik tehlike sadece burada bitmiyor. Eğer bu yıkım rant projelerinin önünü açacaksa, bu yalnızca bir ihanet değil; Filyos’un tarihini, doğasını ve kimliğini de yok saymak anlamına gelecektir. Böyle bir tabloyu engellemek için Filyos Belediye Başkanı’na büyük sorumluluk düşmektedir.
Aynı şekilde, siyasi partilerden derneklere, çevre örgütlerinden yurttaş inisiyatiflerine kadar herkesin bu konuda ortak bir tavır alması elzemdir. Toplumsal duyarlılık oluşturmak, demokratik mücadele yollarını sonuna kadar kullanmak artık bir tercih değil, gelecek nesillere karşı bir görevdir.

