Filyos’ta Tarihe Değil, Betona Ağıt Yakılıyor

  Tarih, sadece geçmişin hatırası değil; geleceğin teminatıdır. Medeniyetlerin kurduğu şehirler, köprüler, kaleler ve mabetler yalnızca taş yığınları değil, kolektif hafızamızın canlı tanıklarıdır. Bu sebeple tarihi korumak, yalnızca arkeologların ya da kurumların değil, her bir yurttaşın ortak sorumluluğudur. Filyos gibi binlerce yıllık geçmişe sahip bir yerleşim için bu sorumluluk çok daha büyüktür. Filyos’un Kadim Kimliği […]

 

Tarih, sadece geçmişin hatırası değil; geleceğin teminatıdır. Medeniyetlerin kurduğu şehirler, köprüler, kaleler ve mabetler yalnızca taş yığınları değil, kolektif hafızamızın canlı tanıklarıdır. Bu sebeple tarihi korumak, yalnızca arkeologların ya da kurumların değil, her bir yurttaşın ortak sorumluluğudur. Filyos gibi binlerce yıllık geçmişe sahip bir yerleşim için bu sorumluluk çok daha büyüktür.

Filyos’un Kadim Kimliği

Filyos, antik çağlarda Tios adıyla bilinen, Paflagonya ve Roma medeniyetlerinin izlerini taşıyan, Karadeniz’in en eski yerleşimlerinden biridir. Surlar, tapınak kalıntıları, antik liman yapıları ve su yolları hâlâ bu toprakların hafızasında duruyor. Böylesine köklü bir geçmişin üzerine, Cumhuriyet dönemi sanayi mirası olarak bir fabrika inşa edilmiştir. Fabrikanın tarihi bir yönü olabilir; ancak asıl tarihin, yani Filyos’un binlerce yıllık mirasının üstünü kapatması başlı başına bir yanlış olmuştur.

Tarihi Anlamamak: Betonun Ardında Kalan Medeniyet

Bugün bazı çevreler fabrikanın yıkılmasını “tarihi yok etmek” olarak yorumluyor. Oysa bu yaklaşım, tarihi bilmemek ve anlamamaktır. Çünkü fabrika, aslında medeniyetin üzerine inşa edilmiş bir beton yığıntısıdır. Onu olduğu gibi korumak, altındaki gerçek tarihi görmezden gelmek demektir. Bu, tarihe değil, betona sadakat göstermektir.

Çevre ve Sağlık Felaketi: Asbest Gerçeği

Yıkımın bir başka boyutu daha var: Fabrikanın binalarında kullanılan asbest, kontrolsüz yıkımla birlikte havaya karışıyor. Bu yalnızca çevreyi değil, Filyos halkının sağlığını da doğrudan tehdit ediyor. Asbestin akciğer kanseri, mezotelyoma ve çeşitli solunum hastalıklarına yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmışken, böylesine hoyrat bir yıkıma izin verilmesi, sadece tarihe değil; insana da ihanettir. Bir yandan “tarihi koruyoruz” söylemi yapılırken, öte yandan halkın yaşam hakkını hiçe saymak kabul edilemez.

Ne Yapmalı?

Olması gereken, fabrikanın ardında ve altında saklı kalan antik mirasın gün yüzüne çıkarılmasıdır. Bir arkeolojik kazı programıyla, Filyos’un gerçek tarihini ortaya koymak mümkündür. Aynı zamanda yıkım süreci bilimsel standartlara uygun yürütülmeli, asbest gibi ölümcül risklere karşı ciddi tedbirler alınmalıdır. Tarihi doğru okumak, yanlış sembollerle değil, medeniyetin kökleriyle yüzleşmekten geçer.

Tarihe ve İnsana Sadakat

Bugün yapılması gereken, siyasi gösterilerde hatırlanan bir fabrikanın yıkımına ağıt yakmak değil; Filyos’un kadim hafızasını yeniden diriltmektir. Gerçek tarih, betonun gölgesinde unutulamaz. Dahası, çevre ve insan sağlığını hiçe sayan uygulamalara karşı durmak, tarihe sahip çıkmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihi mirasa sahip çıkmak, geçmişin yükünü değil, geleceğin ışığını taşımaktır.

Exit mobile version