Çomranlı’dan Yükselen Ses: Köyler Medeniyet İstiyor

24 Ekim’de Çomranlı’da, çevre köylerin de katılımıyla düzenlenen toplantıdaydım. Bir ilkokulda gerçekleştirilen buluşmaya Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, bölge milletvekili Ahmet Çolakoğlu, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zekai Kamitoğlu, il genel meclisi üyeleri ve belediye meclisi üyeleri de katıldı. Muhtarları ve yurttaşları dinlerken gündelik hayatın içinde biriken sorunların ne kadar geniş bir alanı kapsadığını gördüm. […]

24 Ekim’de Çomranlı’da, çevre köylerin de katılımıyla düzenlenen toplantıdaydım. Bir ilkokulda gerçekleştirilen buluşmaya Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, bölge milletvekili Ahmet Çolakoğlu, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zekai Kamitoğlu, il genel meclisi üyeleri ve belediye meclisi üyeleri de katıldı.

Muhtarları ve yurttaşları dinlerken gündelik hayatın içinde biriken sorunların ne kadar geniş bir alanı kapsadığını gördüm. Doğalgaz isteyen de vardı, köyünde kaldırım bulunmadığını söyleyen de. Yolların ve köprülerin durumu, elektrik ve telefon hatlarındaki sorunlar, çöpler ve çevre kirliliği dile getirildi. Taş ocağı işletmesinden duyulan kaygılar anlatıldı. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, arazi kullanımındaki güçlüklerden ve yüksek ecrimisil bedellerinden yakındı. Filyos Projesi’nin geleceği, Çomranlı’nın ve çevre köylerin nasıl gelişeceği soruldu.

Görünüşte birbirinden ayrı sorunlar konuşuldu. Ben bütün bu taleplerde ortak bir ses duydum: Köyler medeniyet istiyor.

Medeniyet derken insanların güvenle yürüyebildiği, sağlıklı bir çevrede yaşadığı, üretebildiği ve temel hizmetlere erişebildiği bir hayatı kastediyorum. Köyde yaşamanın, haklardan ve imkânlardan peşinen vazgeçmek anlamına gelmediği bir düzeni.

Plan köyü büyütmek kadar korumalı

Toplantının ortaya koyduğu temel ihtiyaçlardan biri planlamaydı. Yerleşimin, yolların, altyapının ve ortak kullanım alanlarının birbirinden kopuk gelişmesi sorunları büyütüyor; sonradan çözümü de zorlaştırıyor.

Çomranlı ve çevresi için mevcut planların durumunu açıklığa kavuşturmak, eksikleri tamamlamak ve uygulamaya geçmek gerekiyor. Ancak imar planını yalnızca nerede kaç kat bina yapılacağını belirleyen bir belge olarak düşünürsek köylerin geleceğini dar bir çerçeveye sıkıştırırız.

İyi bir plan; tarım topraklarını, su kaynaklarını ve doğal alanları korumalı. Taşkın ve diğer afet risklerini dikkate almalı. Güvenli yaya güzergâhlarını, ulaşımı, kanalizasyonu, atık yönetimini ve sosyal alanları birlikte ele almalı. Hazırlanırken o yerde yaşayan insanların bilgisine ve ihtiyaçlarına başvurulmalı.

Türkiye’de çarpık kentleşmenin sonuçlarını yeterince yaşadık. Köylerin gelişmesini de aynı alışkanlıklara teslim edemeyiz. Tarım alanlarını parsel parsel yapılaşmaya açmak, kırsal kalkınmanın yerine geçemez.

Üstelik planın kabul edilmesiyle iş bitmiyor. Bütçesi, sorumlu kurumları ve uygulama takvimi bulunmayan bir plan yurttaşın hayatına dokunamıyor.

Her hizmeti kapsamlı planlama çalışmalarının tamamlanmasına bağlamak da doğru olmaz. Tehlikeli bir yol kesiminde yaya güvenliği sağlamak, düzenli çöp toplamak veya arızalı altyapıyı onarmak gibi işler, uzun vadeli çalışmalarla birlikte yürütülebilir.

Köylerin ihtiyacı, bugünü rahatlatan hizmetlerle geleceği güvenceye alan planlamanın birlikte ilerlemesidir.

İnsanlar neden gitmek zorunda kalıyor?

Çomranlı’da konuşulanlar, Türkiye’nin yerleşim ve kalkınma anlayışına da ayna tutuyor.

İşi, eğitimi, sağlığı, kültürü ve sosyal hayatı belirli merkezlerde yoğunlaştırıp ardından kentlerin kalabalığından yakınmak tutarlı değil. İnsanlar çoğu zaman ihtiyaçlarına yaşadıkları yerde karşılık bulamadıkları için göç ediyor.

Nüfusun kent merkezlerine yığılmasını azaltmak istiyorsak ekonomik, sosyal ve kültürel imkânları ülke sathına yaymalıyız. İlçelerin ve köylerin yaşanabilirliğini artırmadan büyük kentlerin yükünü kalıcı biçimde hafifletemeyiz.

Elbette insanların doğdukları yerde kalmak gibi bir yükümlülüğü yok. Göç etmek de kalmak da özgür bir tercih olmalı. Kamu politikalarının görevi, köyde kalmayı imkânsızlaştıran koşulları ortadan kaldırmaktır.

Her köye bütün hizmetlerin ayrı ayrı kurulması mümkün olmayabilir. Buna karşılık birbirine yakın köylerin ortak yararlanacağı sağlık, bakım, kültür ve spor hizmetleri geliştirilebilir. Düzenli ve erişilebilir toplu ulaşım bu merkezleri birbirine bağlayabilir. Güçlü internet altyapısı eğitimden çalışmaya kadar yeni olanaklar sağlayabilir.

Kadınların sosyal hayata katılabildiği, gençlerin gelecek kurabildiği, yaşlıların hizmetlere ulaşabildiği köyler düşünmeliyiz. Kırsal kalkınmayı yalnızca yol ve tarımsal destek üzerinden konuşmak, köydeki hayatın önemli bir bölümünü gözden kaçırıyor.

Nitekim On İkinci Kalkınma Planı da kırsalda yaşam kalitesinin yükseltilmesini, ulaşım ve iletişim altyapısının güçlendirilmesini, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin artırılmasını hedefliyor. Bu hedeflerin yerelde hangi bütçeyle, hangi kurum tarafından ve ne zaman gerçekleştirileceğini sormamız gerekiyor.

Büyük projenin yanında gündelik hayat

Toplantıda Filyos Projesi’nin geleceğinin sorulmasıyla çiftçilerin arazi kullanımındaki güçlükleri anlatması arasında güçlü bir bağ var.

Bir bölgenin kalkınmasını yatırımların büyüklüğüyle ölçmek yeterli değildir. O yatırımın çevresinde yaşayan insanların hayatına ne kattığına da bakmak gerekir. Yerel halkın istihdamdan aldığı pay, üreticinin toprağa erişimi, çevrenin korunması ve kamusal hizmetlerin gelişmesi bu hesabın parçasıdır.

Toplantıda dile getirilen ecrimisil bedellerine ilişkin yakınmalar bu nedenle önemlidir. İlgili arazilerin hukuki durumu ve bedellerin hesaplanma biçimi açıklığa kavuşturulmalı; tarımsal kullanımın mümkün olduğu alanlarda üreticinin önünü görebileceği, üretimi sürdürebileceği koşullar araştırılmalıdır.

Çiftçiye yalnızca üretmesini söylemek yetmez. Üreteceği toprağa erişimini, ürününü işlemesini ve pazarlamasını da düşünmek gerekir. Kooperatifler, ortak makine kullanımı, depolama ve yerel ürünlerin değerlendirilmesi bu çerçevede ele alınabilir.

Çevre konusunda da sorumluluğu tek tarafa yükleyemeyiz. Yurttaşın doğaya atık dökmemesi gerekir; kamu kurumlarının da düzenli toplama hizmeti, uygun bertaraf imkânı ve etkili denetim sağlaması gerekir. Taş ocağına ilişkin kaygılar ise açık bilgi, çevresel etkilerin değerlendirilmesi ve halkın karar süreçlerine katılımıyla karşılanmalıdır.

Zonguldak Valiliğinin 2026’da duyurduğu Filyos Vadisi Koridoru toplantılarında ulaşım, altyapı ve üstyapıyı kapsayan çalışmalar ele alındı. Çomranlı ve çevre köylerinin taleplerinin bu çalışmaların neresinde olduğu da kamuoyuna açıklanmalıdır. Bölgenin geleceğine ilişkin kararlar, o geleceği yaşayacak insanlarla birlikte şekillenmelidir.

Çomranlı’daki buluşmayı değerli buluyorum. İnsanların yöneticilerle aynı ortamda sorunlarını doğrudan konuşabilmesi önemlidir. Toplantıyı düzenleyenlerin ve katkı sunanların bu diyaloğu sürdürmesi gerekir.

Bundan sonraki adım, dile getirilen talepleri izlenebilir bir çalışma programına dönüştürmek olmalı. Hangi sorundan hangi kurum sorumlu? Önce ne yapılacak? Kaynak nereden sağlanacak? Gelişmeler halka nasıl duyurulacak?

Muhtarların, kadınların, gençlerin ve üreticilerin katılacağı düzenli takip toplantıları, bu soruların karşılıksız kalmasını önleyebilir. İnsanlar yeniden bir araya geldiklerinde yalnızca aynı sorunları anlatmamalı; çözüme doğru ne kadar yol alındığını da görebilmeli.

Çomranlı’da insanlar ayrıcalık istemedi. Yaşadıkları yerde güvenli, sağlıklı ve onurlu bir hayat talep etti.

Mobil sürümden çık