Köylerdeki hizmet eksikliğinin muhatabı belediye değil; yıllardır bu köyleri yöneten merkezî yapıdır.
Çaycuma’da son dönemde köylerde art arda referandumlar yapılıyor. Soru basit: “İlçe sınırlarına dâhil olalım mı, olmayalım mı?”
Bu tercihin arkasında politik bir hesap değil; hayatın ağırlığı var. Artan yakıt maliyetleri ve doğalgaz ihtiyacı köylü için temel bir yaşam meselesine dönüşmüş durumda. Bu nedenle köylünün talebi son derece makul ve rasyoneldir.
Ancak geçtiğimiz gün bir siyasi parti ilçe başkanının belediyeye yönelik açıklamaları, konuyu gerçek bağlamından koparmış; köylerin yıllara yayılan yapısal sorunlarını, belediyeye bağlanır bağlanmaz çözülmesi beklenen birer hizmet eksiği gibi sunmuştur. Bu yaklaşım hem idari gerçeklikle çelişmekte hem de eleştirinin yönünü sistematik biçimde saptırmaktadır.
Bu tartışma, beni 1970’lerde köyden Çaycuma Lisesi’ne gelip okuduğum günlere götürdü. O yıllarda okul içinde sık sık “köyden şehre göç” tartışmaları yapılırdı. Köyde yol yoktu, su yoktu, elektrik yoktu; şehir ise o dönem için imkânların merkeziydi. Bugün köylerin mahalleye dönüşmesi, o dönemki arayışın güncellenmiş hâli gibidir; ancak aradaki fark açıktır: Köylüler artık belediyeye bağlanmanın bütün sorunları bir gecede çözeceği yanılsamasına sahip değiller. Sahadaki en belirgin ve rasyonel beklenti doğalgazdır. Diğer hizmetlerin ise yatırım programı doğrultusunda kademeli biçimde hayata geçirileceğinin farkındadırlar.
Bu noktada şunu özellikle belirtmem gerekir: Belediye Başkanı, bağlanan her köye hizmetlerin bir anda değil, belirlenmiş yatırım programları çerçevesinde ve sürece yayılmış şekilde geleceğini açık biçimde anlatmaktadır. Alt yapı ve üst yapı yatırımlarının zamana yayılması, bu sürecin doğasına içkindir. Dolayısıyla “söz verildi, yapılmadı” şeklindeki iddialar gerçeklikle örtüşmemektedir.
O hâlde soru şudur: Siyasi eleştiri neden bilinçli olarak yanlış adrese yönlendirilmektedir?
Çaycuma’daki referandumların temel motivasyonu olan doğalgaz ihtiyacı, hizmet sorumluluğu açısından açık bir tabloya işaret etmektedir. Doğalgaz dağıtımının hukuki ve teknik muhatabı BOTAŞ, EPDK ve merkezi hükümettir. Belediyelerin doğalgazı köylere götürme yetkisi yoktur. Bu yetki sınırlaması tüm siyasi aktörler tarafından bilinmektedir. Buna rağmen eleştirinin belediyeye yöneltilmesi, politik kolaycılıktan başka bir şey değildir.
Dahası, doğalgazın yalnızca ilçe merkezlerinde yaygınlaştırılması, kırsal yerleşimlere ise yıllardır geciktirilmesi, hizmette eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır. Aynı ilçede yaşayan yurttaşların yalnızca coğrafi konumları nedeniyle farklı kamu hizmetine erişmesi, demokratik standartlarla bağdaşmaz. Bu durum teknik değil, siyasi bir tercihin sonucudur. Eleştirinin gerçek adresinin de burada aranması gerekir. Tüm siyasi partiler, köylere doğalgazın ulaştırılmamasını ortak bir eleştiri konusu olarak ele almakla yükümlüdür.
Köyler yıllarca –ve bugün de– İl Özel İdaresi’nin sorumluluğundadır. Yol, su, kanalizasyon ve çöp hizmetlerinin tamamı büyük ölçüde bu kurumun geçmiş performansının ürünüdür. Bugün köyler (Yeni Mahalleler)de görülen pek çok sorun, belediyenin değil, köylerin eski idari yapısının bir mirasıdır. Referandumdan birkaç gün sonra bu kronik sorunların tamamını belediyeye yüklemek, kurumsal hafızayı yok saymak ve siyasi samimiyeti zedelemektir.
Bu nedenle, sorumluluk aranacaksa kolay hedeflere değil, gerçek muhataplara bakılmalıdır.
Çaycuma büyüyor; köyler mahalleye dönüşüyor; nüfus genişliyor. Bu dönüşümün elbette sancıları olacaktır. Ancak şu da bir gerçektir: Köylünün şehirleşme talebi belediyeden değil, merkezi yönetimin yıllara yayılan hizmet eksikliğinden doğmaktadır. Eleştiriler gerçek adresini bulmadığında çözüm üretmez; sadece siyasal perdelemeye hizmet eder.
Bu nedenle eleştirinin yönü net olmalı; adaletli, tutarlı ve doğru adresi hedef almalıdır.
Vesselam.
