Çaycuma Belediyesi’nin kalite yönetim sistemi kapsamındaki belge sayısı dörde yükseldi. İlk bakışta belediyenin başarı hanesine eklenmiş yeni bir sertifika gibi görülebilir. Oysa bu belgelerin anlattığı daha önemli bir şey var: Bir belediyeyi kişilere bağlı olmaktan çıkarıp kuralları, standartları ve denetim mekanizmaları olan kalıcı bir kuruma dönüştürmek. Belki de Bülent Kantarcı döneminin asıl mirası burada aranmalı.
Çaycuma Belediyesi geçtiğimiz günlerde ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi belgesini aldığını açıkladı. Böylece belediyenin kalite yönetim sistemleri kapsamındaki belge sayısı dörde yükseldi.
Bu tür haberler genellikle birkaç gün konuşulur. Belediye başkanı ve çalışanlar kutlanır, sertifikalar fotoğraflanır, ardından gündemin başka başlıkları arasında kaybolur.
Oysa üzerinde durulması gereken şey sertifikanın kendisinden çok, arkasındaki yönetim anlayışıdır.
ISO standartları, kurumların belirli alanlarda nasıl bir yönetim sistemi oluşturması gerektiğine ilişkin uluslararası ölçütler ortaya koyuyor. Belgelendirme ise bu standartlara uygunluğun üçüncü taraf kuruluşlar tarafından denetlenmesi sonucunda yapılıyor.
Üstelik belgeyi almakla süreç sona ermiyor. Yönetim sisteminin sürdürülmesi gözetim ve yeniden belgelendirme denetimleriyle izleniyor. Gerekli şartların karşılanmaması halinde belgenin askıya alınması veya geri çekilmesi de mümkün.
Dolayısıyla Çaycuma Belediyesi’nin aldığı belgeleri yalnızca başarı hanesine yazılmış dört sertifika olarak görmek eksik kalır.
Burada daha önemli bir kavram var: Kurumsallaşma.
Belediyeyi başkan mı, sistem mi yönetiyor?
Türkiye’de yerel yönetimlerin önemli sorunlarından biri, kurumlarla yöneticiler arasındaki sınırın yeterince belirgin olmaması.
Başarılı bir belediye hemen başkanının adıyla anılıyor. Başarısızlıkta da yine aynı kişiye bakılıyor.
Elbette yöneticinin iradesi, vizyonu ve çalışma biçimi önemlidir. Çaycuma’nın son yıllarda yaşadığı değişimden söz ederken Belediye Başkanı Bülent Kantarcı’nın rolünü görmezden gelmek mümkün değil.
Burada özellikle bir noktanın altını çizmek gerekiyor.
Kantarcı, belediyeciliği yalnızca kendi görev döneminde yapılacak yatırımlar ve hizmetlerden ibaret görmüyor. Kurumsallaşmanın önemini bilen ve belediyenin işleyişini kişilere bağımlı olmaktan çıkaracak sistemlerin kurulması yönünde uzun süredir çalışma yürüten bir yönetim anlayışına sahip. Kalite yönetim sistemleri ve bunların uluslararası standartlarla belgelendirilmesi de bu yaklaşımın somut sonuçlarından biri olarak değerlendirilmeli.
Bu nedenle alınan belgeleri yalnızca bugünkü yönetimin başarı hanesine yazmak da eksik olur. Daha kalıcı olan, belediyenin çalışma biçiminin kurallara, süreçlere, kayda ve denetime bağlanmasıdır.
İyi yöneticiliğin daha kalıcı ölçüsü de burada ortaya çıkıyor:
Kendisinden sonra da işleyebilecek bir sistem bırakabilmek.
Bir belediye başkanı çevre konusunda hassas, israfa karşı titiz, atık yönetiminde dikkatli olabilir. Fakat bütün bunlar yalnızca onun kişisel iradesine bağlı kalırsa, başkan değiştiğinde sistemin de değişme ihtimali vardır.
Kurumsallaşma, yöneticinin kişisel hassasiyetlerini kurumun kalıcı çalışma biçimine dönüştürebilmektir.
Çaycuma’da yürütülen çalışmaların asıl değerlerinden biri de bana göre burada yatıyor.
Belgeden daha önemli olan denetlenebilirlik
ISO 14001 açısından konu yalnızca “çevreci belediye” unvanı kazanmak değil.
Belediyenin faaliyetlerinin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi, doğal kaynakların kullanımının izlenmesi, atık yönetiminin sistematik hale getirilmesi, yasal yükümlülüklerin takip edilmesi ve çevresel performansın sürekli iyileştirilmesi gerekiyor.
Bunlar iyi niyet beyanıyla değil, kayıtla, ölçümle ve denetimle anlam kazanıyor.
Bu nedenle alınan belgelerin sayısından çok, belediyenin kendisini dışarıdan denetlenebilir standartlara bağlamasını önemsiyorum.
Türkiye’nin kurumlar açısından önemli sorunlarından biri de zaten burada karşımıza çıkıyor. Tabelalar, binalar ve bütçeler büyürken kurumsal hafıza aynı ölçüde gelişmeyebiliyor. Yönetici değiştiğinde yöntemler ve öncelikler değişiyor, bazen yıllarca oluşturulan uygulamalar kısa sürede ortadan kalkabiliyor.
Oysa kamu yönetiminde süreklilik esastır.
Kantarcı’dan sonra ne kalacak?
Bülent Kantarcı bir gün Çaycuma Belediye Başkanlığı görevinden ayrılacak. Bu, demokratik hayatın doğal sonucudur.
O gün Çaycuma’da geriye kalanlara bakarken yalnızca yapılan parkları, yolları, meydanları, sosyal tesisleri ve diğer fiziki yatırımları saymak eksik bir değerlendirme olacaktır.
Bir de görünmeyen mirasa bakmak gerekecek:
Nasıl bir belediye kurumu bırakıldı?
İşlerin nasıl yapılacağı kişilerin hafızasında mı kaldı, yoksa kurallara ve süreçlere mi dönüştürüldü?
Çevre politikası başkanın kişisel hassasiyeti olmaktan çıkıp belediyenin kurumsal politikasına dönüşebildi mi?
Kalite anlayışı birkaç çalışanın gayretine mi dayanıyor, yoksa belediyenin çalışma kültürüne mi yerleşti?
Bugün alınan dört kalite belgesine biraz da geleceğe yöneltilmiş bu sorular üzerinden bakmak gerekiyor.
Elbette hiçbir sertifika kusursuz belediyeciliğin kanıtı değildir. Belediye yine yurttaş tarafından sorgulanmalı, belediye meclisi tarafından denetlenmeli, Kent Konseyi ve sivil toplum tarafından izlenmeli, yaptığı işler kamuoyunun değerlendirmesine açık olmalıdır.
Hatta kurumsallaşmanın gereği de budur.
Çünkü kurumsallaşmak yalnızca kurallar koymak değil, yönetenlerin de o kurallarla bağlı olmasını kabul etmektir.
Kalite belgesinin gerçek karşılığı da sertifikanın duvarda durması değil, standardın günlük belediye hizmetlerinde hissedilmesidir. Çöpün nasıl toplandığından enerjinin nasıl kullanıldığına, doğal kaynakların korunmasından yurttaşın belediyede karşılaştığı hizmet anlayışına kadar bunun sonuçlarını kentlinin görebilmesi gerekir.
Çaycuma Belediyesi’nin belge sayısının dörde yükselmesini bu nedenle önemsiyorum.
Ancak dört belgeden daha değerli olan, bir kamu kurumunun kendisini kurallara ve denetime bağlaması, yaptığı işi ölçülebilir hale getirmesi ve bunu kalıcı bir yönetim kültürüne dönüştürebilmesidir.
Bülent Kantarcı’nın Çaycuma’ya bıraktığı fiziki eserler elbette konuşulacaktır. Fakat yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, belki de onun belediyecilik açısından en önemli mirası başka bir yerde görülecek:
Kendisinden sonra da işleyebilecek kurumsal bir belediye bırakabilmek.
Çünkü başkanlar değişir.
Kurumlar kalır.

