Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fuat Keskin

Çaycuma’da Bir Zamanlar Yolun Kenarında Su Vardı

Geçtiğimiz hafta, Çaycuma’nın saklı kalmış değerlerinden söz etmiştik. Çayır Mağarası, antik su kemerleri, Kadıoğlu Mozaikleri ve son kalan su değirmenleri… Yazıya gelen tepkiler gösterdi ki, bazı değerler gözümüzün önünde durmasına rağmen görünmez hâle gelebiliyor. Belki de alışkanlık, en büyük unutkanlıktır.

Bugünse bir başka sessiz kayba dikkat çekmek istiyorum: yol kenarındaki çeşmeler.

Eskiden her yolun, her köyün bir köşesinde bir taş çeşme olurdu. Altında bir dut ağacı, yanında bir oturak, önünde bir tas… Kimse oradan bir yudum su içmeden geçmezdi. Yolcu da içinden geçerken duasını eksik etmezdi: “Allah yaptırandan razı olsun.”

Ama şimdi…

Her şey aktı, geçti; çeşmeler bile sustu.

Bu cümleyi geçen gün yıkılmış bir çeşme başında düşündüm. Kurumuş taşların arasında, yosun tutmuş bir hatıra gibi duruyordu. Ne bir kitabe kalmıştı üstünde, ne de bir su damlası.

Oysa bu çeşmeler sadece susuzluğu gidermezdi; bir kültürün, bir kamusal bilincin parçasıydı. Su, hayırla buluştuğunda “sebil” olurdu. İsimsiz hayır sahiplerinin niyetiyle yapılırdı bu yapılar. Ne büyük tabelalar vardı üstlerinde, ne reklam panoları. Ama taşıdıkları anlam büyüktü: paylaşmak, sahip çıkmak, yaşatmak.

Bugün hâlâ ayakta kalan birkaç eski çeşme var belki. Ama çoğu ya kaderine terk edilmiş ya da “artık gerek yok” denilerek kaldırılmış. Oysa gerek var. Çünkü bu çeşmeler, su medeniyetinin sessiz tanıklarıdır. Aynı zamanda kırsal mimarimizin, dayanışma kültürümüzün, insan olma hafızamızın da bir parçasıdır.

Bununla birlikte, tıpkı Çayır Mağarası gibi, tıpkı su kemerleri, mozaikler, değirmenler gibi bu çeşmeler de yerel hafızanın bir parçasıydı. Su dediğimiz şey sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, medeniyetin de özüydü.

Bugün Çaycuma’da, Perşembe’de, Nebioğlu’nda, Saltukova’da hâlâ ayakta olan birkaç eski çeşme varsa, onlar geçmişten bugüne kalan sessiz tanıklarımızdır. Ama sessizlikleri, unutulmuşluklarındandır.

Ne yapılabilir? Çok şey.

Yerel yönetimler bu çeşmeleri kültürel miras kapsamına alabilir. Kayıt altına alınabilir. Bir restorasyon çalışmasıyla hem estetik hem de işlevsel hâle getirilebilirler. Yanlarına bilgilendirme tabelaları, küçük oturma alanları eklenebilir. Bugün “kırsal turizm” denilen şey, işte tam da bu özgünlüklerle var olur.

Tıpkı antik su kemerleri gibi, tıpkı değirmenler gibi bu çeşmeler de sadece geçmişin izleri değil, geleceğin ipuçlarıdır. Kültürel değerlerimizi sadece koruyarak değil, görünür kılarak yaşatabiliriz.

Geçen hafta şöyle demiştik:

“Çaycuma için geç değil, tam zamanı.”

Bu hafta ise şunu ekleyelim:

Bir damla su, bir hafıza; bir çeşme, bir medeniyettir.

Yeter ki yeniden duymayı, yeniden görmeyi isteyelim.

 

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler