Temmuz ayı gelir, hava ısınır, sokaklar hareketlenir…
Çaycuma için, eski tabirle “gurbetçi mevsimi” başlar.
Avrupa’nın dört bir yanından yıllardır hasret çeken hemşehrilerimiz gelir; kimisi kısa, kimisi (emekliler) uzun kalır.
Sokaklar kalabalıklaşır, esnafın yüzü güler, köy yollarında gurbetin plaka kodları sıralanır.
Peki, mesele bundan ibaret mi?
Yoksa Çaycuma ile gurbetçi arasındaki bağ her yıl biraz daha kopuyor mu?
Gerçek şu ki, bu bağı diri tutmak kolay değil.
Zaman değişiyor, dünya değişiyor, kuşaklar değişiyor…
Birinci nesil Almanya’ya, Hollanda’ya, Fransa’ya gidenler Çaycuma’yı köy köy, sokak sokak ezbere bilir.
Ama çocukları, torunları için Çaycuma artık sadece yaz tatili, kısa süreli bir mola yeri.
Birçoğu Türkçe konuşmakta zorlanıyor, köyün yolunu bulmakta tereddüt ediyor.
Çaycuma onlar için gitgide “uzak bir geçmişin sembolü” haline geliyor.
Bunu eleştirmek için değil, gerçekçi olmak için söylüyorum.
Çünkü bağ kendiliğinden kopmaz; ilgi gösterilmezse, sahip çıkılmazsa zayıflar.
Soru şu:
Çaycuma bu bağı güçlendirmek için ne yapıyor?
Daha önemlisi, yapıyor mu?
Gurbetçinin Gönlü Kazanılıyor mu, Sadece Cüzdanı mı?
Ne yazık ki gurbetçi deyince çoğumuzun aklına hâlâ “para” geliyor.
Gelen arabalar, döviz hesapları, gurbetçinin getirdiği ekonomik hareketlilik…
Evet, elbette önemli; ama sadece bununla bağ kurulmaz.
İnsan gönlünü kazanmazsanız/kazanamzsanız, hesabını kazanmak geçici bir lüks olur.
Gurbetçinin memleket bilinci canlı tutulmazsa, yarın çocukları buraya uğramaz bile.
Oysa yapılabilecek çok şey var:
Genç gurbetçilere yönelik kültürel etkinlikler,
Köylerde kaybolan ortak yaşam alanlarının canlandırılması,
Gurbetçilerle sürekli iletişimde olan resmi platformların güçlendirilmesi,
Gurbetçiye sadece yazın değil, yıl boyu ulaşan dijital bilgilendirme ağlarının kurulması…
Çünkü unutmamalıyız:
Çaycuma için gurbetçi sadece yazın gelen ziyaretçi değil, aslında ilçenin sosyal ve ekonomik parçasıdır.
Ama eğer bağ koparsa, bir süre sonra köyler boşalır, evler satılır, hatıralar da valizlere sığmaz olur.
Sonuç mu?
Gurbetçiyi yalnızca döviz getiren biri olarak görmekten vazgeçmeliyiz.
Çaycuma ile gurbetçi arasındaki gönül köprüsü kendi kendine ayakta kalmaz.
Eğer bu bağı güçlendirmezsek, birkaç kuşak sonra elimizde sadece boş köyler, satılık arsalar ve eskiye dair iç geçiren anılar kalır.
Çaycuma’nın geleceği, Çaycuma’dan uzak olanlarla da birlikte inşa edilir.
Bunu unutursak, yalnızca kilometre değil, gönül mesafesi de açılır.
