“Düşmanları yenmek için önce içimizdeki korkuyu yenmeliyiz.” // Barbaren dizisinden
Özel bir dijital platformda izlediğim Barbaren dizisi, yalnızca tarihin tozlu sayfalarına değil, bugünün çarpıcı gerçekliğine de ayna tuttu. Germen halklarının parçalanmışlıktan kurtulup birleşerek Roma İmparatorluğu’na karşı verdikleri destansı mücadele, bana Ortadoğu’nun bugünkü dağınıklığını, mezhebi ve etnik rekabetlerini ve emperyalizme karşı süren sessizliğini düşündürdü. Bu yazı, bir tarih dizisinden esinlenmiş olsa da, esasen bugünün İslam coğrafyasına yöneltilmiş politik bir çağrıdır.
Emperyalizmin Göğsünde Patlayan Bir Birlik: Teutoburg Ormanı
Tarih sahnesi, işgalcilerin “medeniyet” naralarıyla yürüdüğü, ancak karşılarında beklenmedik bir direnişle sarsıldığı anlarla doludur. Barbaren, bu tarihî anlardan birine, Germen kabilelerinin Roma İmparatorluğu’na karşı birleşerek kazandığı Teutoburg Ormanı Zaferi’ne odaklanıyor. Roma’nın kibriyle düzenlediği lejyonlar, ormanın içinde kendi topraklarını savunan halklar tarafından bozguna uğratılıyor. Bu sadece bir savaş değil; bir halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesinin ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Bu sahne, binlerce yıl öncesinden bugün bize sesleniyor. Germen halklarının Roma’ya karşı gösterdiği kolektif bilinç, bugün Ortadoğu halklarının yaşadığı derin parçalanmışlıkla çarpıcı bir tezat oluşturuyor. Çünkü günümüzde başka bir “Roma” daha var: ABD-İngiliz-İsrail eksenli modern emperyal düzen.
Medeniyet Maskesiyle Gelen İşgal
Antik Roma, işgal ettiği topraklara “medeniyet” ve “düzen” getirdiğini savunuyordu. Bugünün küresel güçleri de aynı iddialarla hareket ediyor: Demokrasi taşımak, özgürlük sunmak, güvenliği sağlamak… Oysa bu maskelerin ardında yatan çıplak gerçek; petrol, stratejik hâkimiyet, pazar paylaşımı ve askerî tahakkümdür.
Gazze’de çocukların bedenlerine düşen bombalar, Suriye’de şehirlerin haritadan silinmesi, Irak’ta paramparça edilen toplumsal hafıza… Bu “medeniyet projesi”nin kanla çizilmiş sınırlarıdır. Roma nasıl gladyatörleriyle halkı susturduysa, bugünün emperyalizmi de dronlarla, ambargolarla ve propaganda araçlarıyla benzer bir sessizlik inşa ediyor.
Direnişin Şifreleri: Germenler Ne Yaptı?
Germen kabileleri başlangıçta birbirine düşman, çıkar çatışmaları içinde bölünmüş topluluklardı. Ancak Roma ortak tehdit haline geldiğinde, aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp birlikte hareket ettiler. Bu birlik sadece askeri değil, aynı zamanda kültürel ve moral bir seferberlikti.
Bugünün İslam coğrafyası, Ortadoğu halkları ise ne yazık ki tam tersine savrulmuş durumda. Mezhebi fanatizm, etnik rekabet, iktidar bağımlılığı ve dış güce sadakat… Sadece dış düşmanla değil, birbirimizle de savaşıyoruz. Böyle bir ortamda gerçek bir direnişin, ancak hakikat eksenli bir bilinçle mümkün olabileceğini görmek zorundayız.
Mezhepçilik ve Örtülü Sevinç: İran’a Saldırıya Sessiz Kalmak
ABD destekli İsrail’in son olarak İran’a yönelik saldırıları karşısında, bazı Sünni çevrelerde gözlemlenen sessizlik ve hatta örtülü memnuniyet, İslam coğrafyasının içine düştüğü ahlaki çöküşü gözler önüne seriyor. Mezhep farkı, zalimle mazlumu ayırt etme melekemizin önüne geçiyor. Oysa Kur’an, “Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” diyerek bizi tam da bu tuzağa karşı uyarıyor.
Bu sessizlik, emperyalizmin lehine işleyen mezhebi körleşmenin bir ürünüdür. Germenler gibi düşünsek, aramızdaki farklılıkları değil, üzerimize çöken ortak zulmü merkeze alırdık.
Minberin Suskunluğu: Direnişi Susturan Dindarlık
Bugün camilerde yükselmesi gereken hakikat sesi, Diyanet’in devletle özdeşleşmiş söylemleri arasında boğuluyor. Gazze’de yaşanan soykırım karşısında suskun kalan minberler, “itaat ve sabır” hutbeleriyle direniş ahlakını değil, teslimiyeti telkin ediyor.
Roma’ya karşı mücadele ormanda başladı; bizim mücadelemizse önce camide, minberde, vicdanda başlamalı. Hakikat sustuğunda, dua da, ibadet de, cemaat de sadece şekil olur. Minberin sesi, yeniden halkın vicdanıyla buluşmalı; sarayın değil, toplumun acılarını dillendirmelidir.
Son Söz: Direniş Medeniyettir
Bugün Ortadoğu halkları “barbar” gibi gösteriliyor. Oysa tarih bize gösteriyor ki, barbarlık Roma’nın silahındaydı; medeniyet ise ormanın içinden yükselen direniş şarkılarındaydı. Direniş; kökünü adaletten, kardeşlikten ve hakikatten alıyorsa, o direniş barbarlık değil, insanlık mirasıdır.
“Barbarlar birleştiğinde Roma durdu. Ortadoğu halkları birleştiğinde emperyalizm çökecektir.”
