Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Recep Karagöz

Memleket Nereye Gidiyor

Memleket Nereye Gidiyor: Kutsalın Gölgesinde Aklın ve Ahlakın Yitişi

‘Adaletin olmadığı yerde din, sadece bir ritüelden ibarettir.’ // Anonim

Kriz, Yalnızca Ekonomik Değil

Memlekette artık sadece para değil, kelime de değerini yitirdi. Enflasyon sadece market raflarında değil, vicdanda da var. Yükselen sadece döviz değil, nefret dili. Düşen ise sadece alım gücü değil, düşünme kapasitesi. Bu yüzden memleketin gidişatına dair sorulan ‘Nereye gidiyoruz?’ sorusu, aslında bir ekonomik değerlendirme değil; ahlaki ve düşünsel bir muhasebedir.

Dinin Siyasallaşması ve Aklın Tasfiyesi

Güç odaklarının dini kendi meşruiyetini sağlamak için kullandığı tarihsel örnekler Osmanlı’da da, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde de görülmüştür. Ancak son yirmi yılda, bu araçsallaştırma neredeyse mutlak bir hegemonya aracına dönüştü. 2002 sonrası iktidar sürecinde, başlangıçta ‘mağdur İslamcılık’ söylemiyle gelen iktidar, zamanla devletin tüm kurumlarını ele geçirirken dini söylemi bir kalkan, hatta bazen bir kılıç olarak kullanmaya başladı.

2010 referandum süreciyle birlikte ‘yetmez ama evet’ diyen entelektüellerin desteğiyle yargıdan eğitime kadar tüm alanlarda dini kadrolaşma başladı. 15 Temmuz sonrası ise bu kadrolaşma, Gülenci cemaatten boşalan yeri başka cemaatlerin ve iktidara sadık kadroların doldurduğu bir tasfiyeye dönüştü. Bu süreçte liyakat yok oldu, sadakat yüceltildi. Aklın yerini aidiyet, ehliyetin yerini mensubiyet aldı.

Diyanet’in Sesi: İktidarın Yankısı

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugün geldiği nokta, devletin değil, hükümetin bir propaganda aygıtına dönüşmesidir. Cuma hutbelerinde adalet, yoksulluk, yalan, hırsızlık gibi kavramların yerini; ‘milli irade’, ‘şükür’, ‘istikrar” gibi soyut ama iktidar lehine içeriklerle doldurulmuş ifadeler aldı. Artık halkın değil, sarayın sesi yankılanıyor kürsülerden.

Düşüncenin Suç, Sadakatin Erdem Olduğu Rejim

Bugün bir üniversite öğrencisinin attığı bir tweet, bir akademisyenin söylediği bir cümle, bir gazetecinin yazdığı bir başlık; ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ ya da ‘terör propagandası’ gerekçesiyle yıllarca tutuklu kalabiliyor, hapisle cezalandırılabiliyor. Oysa bir bakanın ihalelere müdahalesi, bir bürokratın akraba atamaları, bir yöneticinin açıkça yalan söylemesi ise cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Bu çifte standart, sadece hukuku değil, ahlakı da çürütüyor.

Dini Sembolizmin Gösteriye Dönüşmesi

İktidar, cami açılışlarını siyasi mitinglere çevirdi; ezan sesini propaganda fonuna dönüştürdü. Siyasiler cuma namazlarını canlı yayınlarla şova dönüştürdü. Her 15 Temmuz’da minarelerden sela okunuyor ama adaletin selası çoktan verildi. Oruç tutmak değil, açları doyurmak önemlidir diyen bir dindarlık anlayışı yerine, ibadetleri vitrine koyan, gösterişe dönüştüren bir zihniyet yaygınlaştı.

Toplumsal Kutup: Din ile Farklı Olanın Ötekileştirilmesi

İktidar, dini kimliği yalnızca kendi siyasi ajandasıyla uyumlu olanlara atfetti. Kürtler, Aleviler, sekülerler, feministler ya da muhalifler, bir şekilde ya ‘iman dairesi’nin dışında konumlandırıldı ya da düşmanlaştırıldı. Hâlbuki İslam tarihinde ‘münafıklık’ tanımı bile böylesine politik bir araç haline gelmemişti. Bu dille konuşan bir toplumda ortak iyiden, toplumsal barıştan ya da adaletten söz etmek mümkün değil.

Tarihsel Bir Ayna: Osmanlı’da Ulemanın Saraylaşması

Osmanlı’nın son döneminde Şeyhülislamlık makamı, iktidarın fetva makamı haline gelmişti. Padişahın istediği fetvalar yazılıyor, ulemadan itiraz edenler ise görevden alınıyor, hatta sürgün ediliyordu. Bu durum, dini ilmin bağımsızlığını yok ettiği gibi, halkın da dine olan güvenini zayıflatmıştı. Bugün yaşananlar ise benzer bir dejavu gibi. Geçmiş, bize yalnızca bir tarih değil; aynı hataların tekrarlandığı bir laboratuvar sunuyor.

Düşünceyi Savunmak, İnancı Savunmaktır

Bugün yapılması gereken şey, bu gidişata karşı sessiz kalmamaktır. Gerçek anlamda iman, eleştiriyle güçlenir, suskunlukla değil. Din, adaletsizliği alkışlayanların değil; hakkı savunanların yoldaşıdır. Memleketin nereye gittiğini sormak, aslında kendimize nerede durduğumuzu sormaktır. Çünkü düşünceyi susturanlar, bir gün kendi vicdanlarının sesini de duyamaz hale gelir.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler