Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Talip Oruç

Mutfakta Bitmeyen Hesap

Bugün yine bir rapor düştü önümüze. BİSAM Ekim 2026 verileri. Açlık sınırı 38 bin lirayı, yoksulluk sınırı 125 bin lirayı aşmış. İnsan bu rakamları görünce önce bir duraksıyor. Sonra içinden bir hesap yapıyor: “Benim maaşım ne, kiram ne, çocuğun okul masrafı ne?” Sonra o hesabın içinden çıkamıyorsunuz. Çünkü o hesap, mutfakta başlayıp sofrada bitmiyor; ayın sonunda cebinizde kalan parayla birlikte içinizde de bir yere oturuyor.

Rapor diyor ki, dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için günde 1.274 lira ayırması gerekiyormuş. Bir düşünün. Sabah kahvaltısı, çocuğun beslenme çantası, akşam sofrası. Bunların hepsi bir günün içinde. Ve bu hesabın içinde et var, süt var, meyve var. Yani “karnımız doysun” değil, “sağlıklı beslenelim” diye yapılan bir hesap bu. Ama gelin görün ki, bugün birçok hane için “karnımız doysun” bile başlı başına bir mesele.

Raporun en çok içimi acıtan yeri, o günlük harcamanın bireylere bölünmesi oldu. 10-18 yaş arası bir gencin günlük maliyeti 359 lira. Yetişkin bir erkeğin 342, yetişkin bir kadının 329, 4-6 yaş arası bir çocuğun ise 242 lira. Yani bir çocuğun büyümesi, gelişmesi, okula giderken beslenmesi, artık bir “gider kalemi” olarak hesaplanıyor. Bir anne baba, çocuğunun tabağındaki yemeği düşünürken aynı zamanda o tabağın kaç lira ettiğini de düşünüyor. İşte asıl yoksulluk burada başlıyor: Sevgiyle birlikte hesap yapmak zorunda kalmak.

Peki bu para nereye gidiyor? Rapor söylüyor: En büyük pay süt ve süt ürünlerinde. Ardından et, yumurta, baklagiller geliyor. Sebze meyve üçüncü sırada. Ekmek ve tahıl ise neredeyse en sonda. Bu tablo tek başına bir şey anlatıyor. İnsanlar artık daha çok ekmeğe, daha az proteine yöneliyor. Çünkü hesap bunu gerektiriyor. Çocuğuna bir bardak süt içirebilmek için başka bir şeyden kısmak zorunda kalıyorsunuz. Sağlıklı beslenmek, bir tercih olmaktan çıkıp bir lüks hâline geliyor.

Ben bu satırları yazarken, eminim birçok evde akşam yemeği için benzer hesaplar yapılıyor. Pazarda tezgâhın önünde durup fiyata bakıp elini geri çekenler var. Markette çocuğunun istediği bir şeyi “sonra alırız” diye geçiştirenler var. Ayın ortasında maaşı biten, ayın sonunu borçla getirenler var. Bu raporlar onları tek tek göstermiyor belki ama o rakamların toplamı tam da onların hikâyesi.

BİSAM’ın verileri bir uyarı gibi. Açlık sınırı 38 bin, yoksulluk sınırı 125 bin olduysa, bu artık “geçim sıkıntısı” demek değil. Bu, bir yaşam krizidir. Ve bu kriz mutfakta başlıyor, sofrada derinleşiyor. Çözüm ise rakamların kendisinde değil, o rakamları aşağı çekecek politikalarda. Yoksa her ay yeni bir rapor, her rapor yeni bir rekor. Biz de oturup yazmaya devam ederiz. Ama yazarken biliriz ki, o rakamların ardında bir sofrada eksilen bir tabak, bir çocuğun tabağında eksik kalan bir lokma var.

 

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler