EĞİTİM SEN: ÖLÇME DEĞERLENDİRMEYİ MERKEZİLEŞTİREN, ÖĞRETMENİ TEKNİSYENLEŞTİREN ANLAYIŞI REDDEDİYORUZ!
Eğitim Sen Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol, Millî Eğitim Bakanlığının ortak yazılı sınav sistemine yönelik planlarını eleştirerek öğretmenlerin mesleki özerkliğinin korunması gerektiğini belirtti. Akyol, ölçme ve değerlendirme süreçlerinin merkezileştirilmesinin eğitimdeki eşitsizlikleri ortadan kaldırmayacağını, öğretmenlerin yetkilerini sınırlandıracağını ve iş yükünü artıracağını ifade etti.
Akyol açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
ORTAK YAZILI SINAV SİSTEMİ MESLEKİ ÖZERKLİK AÇISINDAN KAYGI YARATIYOR
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitim sisteminin yıllardır biriken yapısal sorunlarına çözüm üretmek yerine, öğretmenlerin mesleki özerkliğini sınırlandıran ve eğitim süreçlerini merkezileştiren uygulamalarına bir yenisini daha eklemeye hazırlanmaktadır.
Bakanlığın hayata geçirmeyi planladığı ortak yazılı sınav sistemi, sınavlarda standartlaşmayı sağlamak ve öğrencilerin öğrenme eksikliklerini belirlemek gibi gerekçelerle sunulmaktadır. Ancak yeni düzenleme, öğretmenlerin ölçme ve değerlendirme süreçlerindeki yetkilerini sınırlandırması, eğitimdeki eşitsizlikleri görmezden gelmesi ve eğitim emekçilerinin iş yükünü artırması bakımından ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Yeni sistemde, sınav senaryolarındaki öğrenme çıktılarına yönelik yalnızca iki sorunun zümre öğretmenleri tarafından hazırlanması, diğer soruların ise Bakanlığın oluşturacağı dijital soru havuzundan otomatik olarak seçilmesi öngörülmektedir. Üstelik öğretmenlerin sınav güvenliği gerekçesiyle seçilen soruları önceden görmemesi esas alınmaktadır.
Öğretmenin kendi öğrencilerine soracağı soruları dahi belirleyemediği bir eğitim sisteminde mesleki özerklikten söz edilebilir mi?
Öğretmen, soruları önceden inceleyemeyecekse bunların öğrencilerin öğrenme düzeylerine, sınıfta işlenen konulara ve pedagojik ihtiyaçlara uygunluğunu nasıl değerlendirecektir? Soruların hatalı, tekrar niteliğinde veya öğrencilerin düzeyine uygun olmaması durumunda sorumluluk kime ait olacaktır?
Öğretmenlik, merkezi olarak belirlenen içerikleri aktarmaktan, hazır soruları uygulamaktan ve sonuçları sisteme işlemekten ibaret teknik bir faaliyet değildir. Öğretmen; öğrencisini tanıyan, öğrenme süreçlerini planlayan ve ölçme araçlarını öğrencilerinin ihtiyaçlarına göre geliştiren pedagojik bir öznedir.
Yıllardır öğretim programlarından ders kitaplarına, öğretim süreçlerinden ölçme ve değerlendirmeye kadar pek çok alanda öğretmenlerin söz hakkı sınırlandırılmıştır. Şimdi ise kendi öğrencilerine soracakları soruları belirleme yetkileri de ellerinden alınmak istenmektedir.
Önce neyi öğreteceğimize, ardından nasıl öğreteceğimize, şimdi de neyi ve nasıl ölçeceğimize merkezden karar verilmek istenmektedir. Öğretmenlik mesleği giderek merkezi talimatların uygulandığı teknik bir faaliyete indirgenmektedir.
STANDART SINAVLAR EĞİTİMDEKİ EŞİTSİZLİKLERİ ORTADAN KALDIRMAZ
Bakanlığın standartlaşma yaklaşımı, eğitim sistemindeki derin eşitsizlikleri de görmezden gelmektedir. Türkiye’de bütün öğrenciler aynı koşullarda eğitim görmemektedir. Okulların fiziki olanakları, sınıf mevcutları, öğretmen ihtiyacı, öğrencilerin sosyoekonomik koşulları, ana dilleri ve hazırbulunuşluk düzeyleri birbirinden farklıdır.
Eşit olmayan koşullarda eğitim gören öğrencileri standart sınavlarla değerlendirmek, eğitimde eşitliği sağlamak değil, mevcut eşitsizliklerin sonuçlarını standart ölçütlerle kayıt altına almaktır.
Eğitimde adalet, bütün öğrencilere aynı soruları sormakla değil, bütün öğrencilere nitelikli eğitime erişebilecekleri eşit koşulları sağlamakla mümkündür.
Merkezi ölçme ve değerlendirme uygulamaları, yalnızca sınav sorularının kim tarafından hazırlanacağı üzerinden değil, eğitim süreçlerinin giderek merkezileştirilmesi ve öğretmenlerin pedagojik karar yetkilerinin sınırlandırılması üzerinden değerlendirilmelidir. Öğretim programlarından ölçme araçlarına kadar eğitim süreçlerinin öğretmenlerin denetiminden çıkarılması, öğretmenlerin mesleki özerkliğini ve emek süreçleri üzerindeki söz hakkını zayıflatmaktadır.
Toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler giderilmeden sınavların standartlaştırılması, eğitimde fırsat eşitliği sağlamayacağı gibi sınav sonuçlarının öğretmenler ve okullar üzerinde rekabet ve performans denetimi aracına dönüştürülmesi riskini de taşımaktadır. Ölçme ve değerlendirme, öğrencileri ve öğretmenleri sıralamanın değil, öğrenme süreçlerini geliştiren ve eğitimdeki eşitsizliklerin giderilmesine yönelik kamusal sorumlulukları ortaya koyan bir araç olmalıdır.
ÖĞRENME EKSİKLİKLERİNİ GİDERMEK İÇİN KAYNAK VE OLANAK SAĞLANMALI
Bakanlık, yeni sistemle öğrencilerin öğrenme eksikliklerinin belirleneceğini ileri sürmektedir. Oysa öğretmenler öğrencilerinin hangi konularda zorlandığını büyük ölçüde bilmektedir. Asıl sorun, bu eksiklikleri giderecek zamanın, personelin ve eğitim olanaklarının sağlanmamasıdır.
Kalabalık sınıflar, yoğun öğretim programları ve öğretmen açıkları devam ederken tespit edilen eksiklikler nasıl giderilecektir? Bunun için gerekli kaynaklar sağlanacak mıdır, yoksa sorumluluk yine öğretmenlere mi bırakılacaktır?
Diğer taraftan sınav sonuçlarının soru bazında analiz edilerek e-Okul sistemine girilmesi, özellikle yüzlerce öğrencisi bulunan öğretmenler açısından ciddi bir ek iş yükü yaratacaktır. Öğretmenlerin zamanı öğrencilerinden alınarak yeni bürokratik işlemlere ayrılmamalıdır.
YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ DEĞERLENDİRME UYGULAMALARI KAYGI YARATIYOR
Bakanlığın yapay zekâ destekli soru hazırlama ve açık uçlu yanıtları puanlama uygulamalarını gündeme getirmesi de ciddi kaygılar yaratmaktadır. Öğrencilerin farklı düşünme, yorumlama ve kendilerini ifade etme biçimlerinin algoritmalar tarafından ne ölçüde doğru değerlendirilebileceği belirsizdir. Algoritmik önyargılar, değerlendirme hataları, öğrenci verilerinin korunması ve sonuçlara itiraz mekanizmaları önemli sorun alanlarıdır.
Teknolojik gelişmelerden eğitimde yararlanılmasına karşı değiliz.
Ancak teknoloji, öğretmenin mesleki bilgi ve deneyimini desteklemeli, pedagojik karar alma ve değerlendirme yetkisinin yerine geçirilmemelidir.
EĞİTİMİN TEMEL SORUNLARI GÖZ ARDI EDİLMEMELİ
Türkiye’de eğitimin temel sorunu öğretmenlerin sınav sorusu hazırlayamaması değildir. Asıl sorun; derinleşen eğitim eşitsizlikleri, yetersiz kamu kaynakları, kalabalık sınıflar, öğretmen açıkları, eğitimde piyasalaşma ve dinselleşme politikaları ile eğitim emekçilerinin ağırlaşan çalışma koşullarıdır.
Eğitim Sen olarak, öğretmenlerin mesleki özerkliğini sınırlandıran bu düzenlemeye ilişkin ciddi kaygılar taşıyoruz.
Merkezi soru havuzu, öğretmenlere dayatılan bir zorunluluk değil, ihtiyaç duyduklarında yararlanabilecekleri destekleyici bir kaynak olmalıdır. Öğretmenlerin öğrencilerinin öğrenme düzeylerine ve bireysel farklılıklarına uygun sınav hazırlama yetkileri korunmalı, yeni bürokratik yükler yaratılmamalıdır. Eğitim politikaları, öğretmenlerin ve eğitim sendikalarının katılımıyla, bilimsel ve pedagojik ilkeler temelinde belirlenmelidir.
Öğretmenlerin mesleki özerkliği, Bakanlığın istediği zaman sınırlandırabileceği bir ayrıcalık değil, öğrencilerin nitelikli eğitim hakkının vazgeçilmez koşuludur.
Eğitim Sen olarak, öğretmenlik mesleğini teknisyenleştiren, mesleki özerkliğimizi zayıflatan ve eğitim süreçlerini merkezileştiren politikalara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
