Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Talip Oruç

Kendimizi Kandırmayı Ne Zaman Bırakacağız?

Türkiye’de kitap okuma oranı dendiğinde hepimiz aynı istatistiği duyarız: “Japonya’da yılda 25 kitap, Türkiye’de 6 kitap.” Peki bu rakam gerçek mi? Kısmen. Ama asıl sorun rakamların kendisinde değil, bizim bu rakamlarla kurduğumuz tuhaf ilişkide.

Rakamlar Yalan Söylemez, Ama Biz Söyleriz

TÜİK’in verilerine göre kitap, ihtiyaç listelerinin çok gerisinde. Peki bir toplum neden okumaz? Cevap basit: Çünkü okumak zor iştir. Okumak, pasif bir eylem değildir. Ekran karşısında saatlerce kaydırmakla kitap sayfası çevirmek arasındaki fark, beyin kimyasında bile ölçülebilir bir farktır. Okumak; dikkat, sabır ve zihinsel emek ister. Biz ise konfor toplumuyuz.

Peki Neden Okumuyoruz?

Birincisi, eğitim sistemimiz okumayı sevdirmedi. Yıllarca kitapları ödev, kitap kurdu projesi ve okuma yarışması kıskacında tanıdık. Çocuk, sayfa sayısını not aldı; kaç sayfa okuduğu soruldu, ne anladığı sorulmadı. Okumak bir merak değil, bir performans gösterisine dönüştü. Merak bitince kitap da bitti.

İkincisi, bugünün gerçeği daha acı: Kitap, lüks tüketim sınıfına girdi. Asgari ücretle geçinen bir vatandaş için yüzlerce liralık bir kitap, “alınası” değil “düşünülesi” bir harcama. İnsan açken, kirayı düşünürken, doğalgaz faturası kapıya dayanmışken kimse kimseye “neden kitap okumuyorsun” diyemez. Karnını doyurma önceliği ile kitap alma arzusu aynı bütçede yarışıyor ve ne yazık ki kazanan hep ekmek oluyor. Okumama tercih değil, çoğu zaman zorunluluk.

Ama şunu da ekleyelim: Kitap pahalı diye okumaktan tamamen vazgeçmenin de bir bahanesi olamaz. Çünkü bu ülkede hâlâ ayakta duran, çoğu zaman boş kalan, üstelik ücretsiz bir nimet var: Kütüphaneler. Halk kütüphaneleri, üniversite kütüphaneleri, belediye kütüphaneleri… Kapısı herkese açık, rafı dolu, ışığı yanıyor. Sorun şu ki biz o kapıdan girmiyoruz. Kütüphaneyi “ders çalışılan sessiz bir bina” olarak görüyoruz; oysa orası bir hazine. Kitap alamıyorsan ödünç al, alamadığın kitabı orada oku, orada bitir. Bahanenin arkasına saklanmak kolay; asıl mesele o kapıyı çalmak.

Üçüncüsü, zaman yok değil, öncelik yok. Günde ortalama 3-4 saatini ekranda geçiren bir toplumun “vaktim yok” demesi trajikomik. Sorun zaman değil, tercih.

Dördüncüsü, okumak sosyal bir statü göstergesi değil. Kahve kültürü, dizi kültürü, futbol kültürü var; ama kitap kültürü yok. Kitap okuyan insan neredeyse “tuhaf” karşılanıyor.

Peki Bunun Bedelini Kim Ödüyor?

Okumamanın faturası sadece kişisel değil; toplumun tamamı ödüyor. Ve bu fatura her ay kabarıyor.

Düşünmeyen, sorgulamayan bir toplum. Okumayan insan, kendisine sunulanı olduğu gibi kabul eder. Soru sormaz, araştırmaz, karşılaştırmaz. Böyle bir toplum, yönlendirilmeye en açık toplumdur. Kim ne derse inanır; bugün sosyal medyada bir yalanın saatler içinde binlerce kişiye ulaşması tesadüf değil. Okumayan zihin, doğruluğu teyit etmeyi değil, duymak istediğine inanmayı seçer.

Manipülasyona açık bir kitle. Tarihte okumayan toplumların en büyük kırılganlığı, kolay yönlendirilmeleri olmuştur. Bir slogana, bir lidere, bir ekrana bağlanan kitleler; kendi çıkarını fark edemez, fark etse de dile getiremez. Çünkü dile getirmek için kelime, kelime için okumak gerekir.

Derinleşmeyen, yüzeyselleşen bir kültür. Okumayan toplumda tartışma yerini kavgaya, fikir yerini slogana bırakır. İnsanlar birbirini anlamak için değil, susturmak için konuşur. Empati zayıflar; çünkü empati, başkasının hikâyesini okumakla başlar.

Çürüyen bir dil. Kelime hazinesi daralan bir toplum, düşüncesini de daraltır. İfade edemeyen insan öfkelenir; öfke şiddete dönüşür. Okumayan toplumun sokakları, konuşamayan insanların sessizliğiyle değil, bağıran sesleriyle doludur.

Kısırlaşan bir gelecek. Okumayan ebeveyn, okumayan çocuk yetiştirir. Kitap görmeyen evde büyüyen çocuk, kitabı bir yabancı olarak tanır. Böylece nesiller boyu süren bir kısır döngü kurulur: Okumayan bugün, okumayan yarını doğurur.

Ve en acısı: Okumayan toplum, kendi hikâyesini de yazamaz. Başkalarının anlattığı hikâyelerle yaşar; kendi sesini duyuramaz. Kültürü, tarihi, kimliği başkalarının kaleminden öğrenir.

Suçu Kimse Atmayalım

Okumayan toplumun suçlusu ne hükümet, ne yayınevleri, ne de “gençlik”. Suçlu, hepimiziz. Kitap almayan, alıp okumayan, okuyup paylaşmayan, çocuğuna kitap yerine tablet veren bizleriz. Kütüphanenin kapısından girmeyen de biziz.

Son Söz

Bir toplumun gelişmişlik göstergesi, köprü sayısı değil; kütüphane sayısıdır. Okumayan toplum, düşünmeyen toplumdur. Düşünmeyen toplum ise yönetilmeye en açık toplumdur. Belki de bu yüzden okumuyoruz.

 

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler