Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ziya Mısırlı: “Yaşamayı Seviyorum”

Türkçeye Adanmış Bir Ömür

Türkçeye Adanmış Bir Ömür

Çaycuma doğumlu şair ve yazar Ziya Mısırlı, 17 Mayıs 2004 tarihinde Çaycuma Nebioğlu İlköğretim Okulu öğretmenlerinden İsmet Akyol‘un sorularını yanıtlamıştı.

Ziya Mısırlı ile yapılan söyleşi Çaycuma Nebioğlu İlköğretim Okulunun yayın organı Nebioğlu İletişim gazetesinin Haziran 2004 tarihli 6. Sayısında yayınlanmıştı.

Şair, Yazar Ziya Mısırlı: “Öğretmenlerimizin, öğrencilerimizi iyi bir insan olarak yetiştirebilmeleri için okuma zevkini, kitap zevkini tattırmaları, sevdirmeleri gerekmektedir.”

Söyleşi: İsmet Akyol

Ziya Mısırlı, Çaycuma doğumlu, edebiyat ve sanat insanı. Edebiyatın birçok alanında eserleri olan Ziya Mısırlı ile söyleşi yaparak kendisini yakından tanımak, öğrencilerimize ve genç kuşaklara tanıtmak istedik. Ziya Mısırlı İstanbul’dan Çaycuma’ya geldikten birkaç saat sonra bizimle söyleşi yaptı.

– Çaycuma’ya hoş geldiniz. Bize kendinizi tanıtır mısınız?

– Çaycuma’ ya özellikle sizin için geldim. Sanat aşkı beni bu yılki gezimi ayarlamış, düzenlemiş oldu. Bir de Çaycuma Musiki Derneği’nin konserini dinlemek istiyorum. O gecede, özellikle kendi bir bestemin okunacağı düşüncesinden büyük bir onur duyacağımı şimdiden söyleyebilirim.

5 Şubat 1926 tarihinde Çaycuma’da doğdum. İlkokulu Çaycuma’da, ortaokulu Bartın Ortaokulunda okudum. Bartın Ortaokulunda 3. sınıftayken sınıfta kaldım. Oradan Bolu’ya gittim. Bolu Ortaokulunu takdirname ile bitirdim. 1943-1944 eğitim öğretim yılında Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesine başladım. Lise ikiye geçtiğim yılın yaz tatilinde bazı dikkatsiz olaylar nedeniyle gözlerimi yitirdim. Zaten önceden gözlerimde bir rahatsızlık vardı. Gözlerim miyoptu, gözlük takmam gerekiyordu. Bunun ne annem babam ne de öğretmenlerim ayrımına varamadılar. İlkokulu karıştırmıyorum ama ortaokuldaki öğretmenlerimin, göz rahatsızlığımın özellikle dikkatlerini çekmelerini isterdim. Şimdi sitem bile ediyorum. Aradan yıllar geçti, gözlerim görüyor ya da görmüyor önemli değil. Şu anda bana; “Görmek ister misin?” deseler bile, görmek istemiyorum, derim. Nedeni de halen ruhumda bir yaşama zevki, sevinci bulunmasıdır. Yaşamayı seviyorum. Bu sevginin kökünde, özünde kanımca 17-18’li yaşların gençlik döneminin bıraktığı izlenimler, gözlenceler ve görünümler vardır. Örneğin bugünkü yaşayan arkadaşlarımdan bir ikisine rastladığım zaman, ben bütün içtenliğimle ona sarılıyor, boyunu posunu, elini yüzünü okşuyorum. Onu elli yıl öncesindeki arkadaş olarak düşünüyorum, kafamda öyle yaratıyorum. İşte bendeki incelik ya da sevgi canlılığını yaratan budur sanıyorum.

1951-1960 yılları arasında İzmir Körlere Yardım Derneği’nin üyesi olarak, Trakya ve Anadolu’yu birkaç ili dışında dolaştım. İlk ve orta dereceli okullarda göz sağlığı ve görmezlik davasını aydınlatmaya çalıştım. Görmezlik davasını benimsedim. Çünkü yurdumuzda yüzlerce, binlerce gözü görmeyen insanların bulunduğunu ve bunların birçoğunun dilenerek hayatlarını kazandığını gözledik. Bunlar bizim onurumuza dokunuyordu. Bu arkadaşların alın teriyle hayatlarını kazanabileceklerini ve okullarda elde ettikleri bilgi, kültür ve beceriyle de yaşantılarını sürdürebileceklerini belirtmek için Anadolu’yu gezdik. 57 il, 200’e yakın ilçenin ilk, orta ve lise okullarında görmezlerin sorunları konusunda, göz sağlığı, görmezlerin nasıl okuyabileceği ve dilencilikten nasıl kurtulabileceği konularında konuşmalar yaptım.

Babamla birlikte Çaycuma’da birkaç yıl Yeşil Köşe Ses Lokantası’nı çalıştırdık. Ben keman çalmaya başlamıştım; türküler, şarkılar falan… Ses adı buradan gelmekteydi. Sonra Gören Kalp Mağazası’nı açtık. Daha sonra hepsini bırakarak, İstanbul’a gittim. İstanbul’a gitmemin bir iki nedeni vardı. 1957-1958 yıllarında İstanbul okullarını dolaşırken, İstanbul Radyo Evi’ni gezdiğim sırada Behçet Kemal Çağlar’la görüştüm. Bana: “Ziya Mısırlı Çaycuma’yı bırakmalısın. Gerçekten bir şeyler yapmak istiyorsan ya Ankara ya da İstanbul’a yerleşmelisin ki sanat dünyasının içinde yaşayıp, sanatçılarla ilişki ve dostluklar kurup onun havasını almalısın.” gibi bir öneride bulundu. Bu öneriyi yerinde buldum, 1969 yılında İstanbul’a gittim. O günden bugüne İstanbul-Üsküdar’ da yaşıyorum.

– Edebiyata nasıl başladınız? Edebiyatın hangi alanlarında çalışmalar yapıyorsunuz?

– Edebiyata aslında çocukluğumda başladım diyebilirim. Bu edebiyat değilse bile, sanatı seviyordum. Bir şeyin güzel olmasını istiyordum. Güzel resimler yapmak istiyordum. Burada Şoför Rıdvan vardı, onun resimlerini yapardım. Resme meraklıydım. Bu da sanatın bir başlangıcıydı. Bartın Ortaokulundayken Türkçe Öğretmenimiz, şair Rıza Polat Akkoyunlu idi. Akkoyunlu’nun şiir kitapları vardı. Şiir kitaplarını bize dağıtmıştı, hatta 25 kuruşa almıştık. Her dersinde bir iki şiir okuyaraktan, bize şiir okumayı, kitap okuma zevkini tattırmış ve alıştırmış oldu. Lisede şimdi ismini hatırlayamadığım değerli bir edebiyat öğretmeni vardı. Aruz vezni yazmaları üzerinde durmuştu. Aruzla yazmaya biraz heves bile edindim. Bestelediğim şarkıların vezinleri aruz iledir. Çünkü aruz vezni ezgi yapmaya daha uygundur.
Gezilerim sırasında gurbet, memleket özlemi duygulandırıyordu. Bu gurbet, iç ruhumda ve dünyamda yazarlık değilse bile şiir yazma konusunu ortaya çıkardı. Yazdığım şiirleri ilk olarak 1955 yılında Zonguldak Matbaası’nda bastırdım. Adı: Kalbe Çevrilen Gözler’di. Ne yazık ki bu kitaptan şu anda elimde bir tane bile yok. Zonguldak gazetelerinden birine bir yazı yazıp; bu kitaptan birini bana ikram edecek arkadaşa şimdiki yirmi kitabımdan bir takım sunacağımı söyleyeceğim yazımda.
Şiir, öykü, roman, deneme, gezi ve günlük niteliğinde yazılar hazırladım.

– Edebiyat, sanat anlayışınız nedir?

– Eserlerimde topluma önemli sonuçlar verebilecek, yarar sağlayabilecek; insanlık fikir ve düşüncesine katkı da bulunabilecek konuları ele almaktayım. Eserlerimde okuyan bir kişiye yarar sağlaması üzerinde durmaktayım.

– Yayınlanmış kaç eseriniz var? Yeni çalışmalarınız var mı?

– Kitaplarımı kendim bastırdım, kendim sattım. 25 eserim basıldı. Bunlar, Kalbe Çevrilen Gözler (Şiir), Gurbette Bir Damla (Şiir), Kalbin Sesi (Şiir), Okulda Bir Yıl 1-2 (Şiir), Gönlümün Dili (Şiir), Yaşantımdan Birkaç Yaprak (Öyküler), Bahçemden Bir Demet (Şiir), İstiklal Madalyası (Öykü), Dalımdaki Son Yaprak (Şiir), Ben ve Öykülerim (Öyküler), Dilenci (Roman), Görenkalp (Şiir), Anne (Öyküler), Çaba (Güneydoğu Anadolu Gezi Anıları), Gezilerimden Anılar (Gezi), Kara Çanta (Öyküler), Çırpınış (Şiir), Öğretmenim (Öykü), Karanlığın Güneşi (Roman), Dost Eli (Öykü), Işıksız Yaşantılar (Öykü), Sevi de Çiçek Açar (Şiir) ve Gülün Kökündeki Işık (Şiir). Eserlerimin bir kısmı Millî Eğitim Bakanlığınca incelenip Tebliğler Dergisi’nde ilköğretim öğrencileri için öğütlenmiştir. Şu anda; 150’şer sayfalık 6 ciltlik günceler, Yeşilköy ve Özlenen Sardunya adlarında iki romanım, 3 şiir kitabım, 1 öykü kitabım ve şairler ve yazarlarla yaptığım konuşmalar ve anıları deneme biçiminde anlattığım 1 deneme kitabım yayına hazır durumdadır.

– Yapıtlarınızda dilimize önem veriyor ve öz bir Türkçe kullanıyorsunuz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

– Yapıtlarımda dilimize önem verdim. Arapça, Farsça sözcükler kullanmadım. Ulusal davamızda Türkçemizi en başta tutmamız gerekir. Ben niçin Türkçem varken, Fransızca, Almanca, Arapça ya da Farsça sözcükleri kullanayım. Kişi kendi varlığıyla, kendi kişiliğiyle, kendi nitelikleriyle övünebilir, onur duyabilir. Bir başkasının sözcüğünden yararlanmak hatalı diyorum. Dildeki bozulmanın nedeni; zaman değişikliğinden ziyade, öğretmenlerimizin, ana babalarımızın ya da kuşakların oluşturduğu ilgisizlikten doğduğuna inanıyorum. Oysa ki öğretmenlerimiz ilköğretimden başlayarak bu konuyu ele almış olsalar, öğrencilerimiz ve yeni yetişen gençler Türkçemize büyük bir sevgi ve saygı göstereceklerdir.

– Edebiyatın dışında müzikle de uğraşıyorsunuz. Hangi müzik aletlerini çalıyorsunuz? Bestelenmiş kaç eseriniz var?

– Müziğe önce kemanla başladım. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra uda da başladım. Bilinçli bir şekilde ders alamadığım için makamları kendi yeteneğimce öğrenmeye kalkıştım. İlk zamanlar radyodan 500-600 kadar şarkıyı öğrenmeye çalışmıştım. Aruzla yazdığım şiirleri, güfteleri mırıldanarak makama uygun şekilde bestelemeye çalıştım. Bunlardan 25 kadar ezgim var. Salı günü Çaycuma Musiki Derneği üyelerince okunacak olan şarkım; “Bir Goncasın Ey sevgili Gönlüm Diyarında” şarkısıdır. Bu şarkının bestesini Ankara Radyo Evi’ne gönderdiğimde Kutlu Payaslı’nın okuduğunu söylediler. Ben dinleyemedim, gezideydim. Radyo, “Kaçma Benden Güzelim, Gönlüm Peşinden Koşuyor” şarkımı da ele aldı. Bu iki şarkım TRT repertuarındadır.

– Sizce öğrencilerimizin kitap okumaları ve kitabı sevmeleri için neler yapılmalıdır?

– Bu görev anaya, babaya, öğretmenlere ve öncelikle de Millî Eğitim Bakanlığına düşüyor. Öğretmenlerimizin, öğrencilerimizi iyi bir insan olarak yetiştirebilmeleri için; okuma zevkini, kitap sevgisini tattırmaları, sevdirmeleri gerekmektedir. İnsan anlatılan herhangi bir konuyu zamanla unutabilir ama, kitap okuma zevkini tattığı zaman unutmayacak, zaman zaman kitabı alacak okuyacak ve genel kültürü artacaktır. Hatta birçok bilginlerimiz bu sayede yetişmiş olacaktır. Algılama niteliği çoğalacaktır. Bir öğretmenin ben öğretmenim diyebilmesi için, kitap sevgisini, kitap okuma alışkanlığını, şiir okuma sevgisini öğrencilerine okuması, anlatması ve öğretmesi gerekmektedir. Hatta derse başlarken çocukların neşesini, canlılığını arttıracak minicik bir şiir okumalı. Zaman zaman Türkçe derslerinde onların anlamları üzerinde çocukları konuşturmalı, öğrencilere eleştiriler yaptırmalıdır.

-Yıllardır İstanbul-Üsküdar’da yaşıyorsunuz, doğduğunuz büyüdüğünüz Çaycuma’yı özlüyor musunuz? Çaycuma hakkında neler söylemek istersiniz?

– Çaycuma’yı özlüyorum ve zaman zaman geliyorum. Çaycuma benim ilkokul yıllarımda bir nahiyeydi. Yani bir beldeydi. Bir ilkokulumuz, bir nahiye müdürümüz, bir de başöğretmenimiz vardı. Çaycuma’yı biz o zamanlar Yeşil Çaycuma olarak anardık. Herkesin evinin önünde, bahçesinde çiçekler, güller, karanfiller, hanımelleri bulunurdu. Hiç kimse bahçesindeki bir karış toprağı boş bırakmazdı. Şimdi öyle mi? Herkes hazır alıyor. Bir tembellik var. İn-sanlar evinin önüne bir maydanoz ekmeyi bile onur konusu yapıyor. Birçok evde tavuk beslemek gerekirken, bu dahi olmuyor.
Çaycuma, nüfusun artmasıyla gelişmeye başladı. Gerek sanatsal yönden gerek müzik gerek tiyatro gerekse sizlerin gazete çıkarmaları bakımından bir ilerleme var. Çaycuma’yı Anadolu ilçeleriyle karşılaştırırsak, Çaycuma’nın bu konuda önlerde olduğu kanısındayım. Bunların yanı sıra da eksik kalan tarafımız var. Okuma, kitap sevgisi, okuma alışkanlığı pek yok. Örneğin yerel gazeteler 1000-2000 tirajla çıkmalı ve bütün köylere gitmeli. İnsanlar tartışmalı, gerçek şekilde konuları ele almalıdır. Sanayii yönünden, ticari yönden şirketler kurulmalıdır. Yapılacak işler hakkında iş birliği ve fikir birliği yapılmalıdır.

– Gazetemizin bütün sayılarını size gönderdik, gazetemizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Gazeteniz yerinde bir buluş. Örnek bir tutum ve davranış. Hem kasaba ve köy halkını uyandırmak yönünden hem de çocuklara gazete vasıtasıyla okuma zevki kazandırmış oluyorsunuz. Çocukların söyleme, yazma ve anlatma yeteneklerini ortaya koymuş oluyorsunuz.

– Son olarak neler söylemek istersiniz?

– Çaycumalıların kendilerinde bir değişiklik bir yenilik yaratmalarını isterim. Ziraat yönünden, ekonomi yönünden, okuma yönünden, konuşma yönünden, sevgi yönünden, doğayı ve insanları sevme yönünden kendilerini yenilemelerini ve geliştirmelerini isterim. Okuyarak, çalışarak, dürüst olarak; kendimize, yurdumuza ve memleketimize yararlı bir insan olarak yetişmek gerekir.

Sitemizde Ziya Mısırlı ile ilgili Linkler:
– İsmet Akyol ile Söyleşi
– Ziya Mısırlı Tanıtım Sayfası
– Asırlık Çınar Ziya Mısırlı Vefat Etti