|
|
A.BÖLGENİN KISA TARİHÇESİ
Oldukça yeni bir yerleşim yeri olan Çaycuma'nın tarihiyle ilgili
bilgiler, Osmanlı Devleti döneminde hazırlanan Kastamonu ve Bolu Salnamelerindeki
bilgilerle ve sözlü anlatımlarla sınırlıdır. Yerleşim yeri olarak çok uzun bir
tarihsel geçmişe sahip olmamakla birlikte bugünkü Çaycuma'nın sınırları içinde
kalan topraklar tarih öncesi dönemden bu yana çeşitli ulus toplulukların yerleşimine
sahne olmuştur. Tarihsel süreç içinde savaşlar, göçler ve diğer nedenlerle
bölgeye yerleşen toplulukların izleri günümüze kadar gelmiştir.
Tarih öncesi dönemde Çaycuma’nın da içinde bulunduğu
bölgenin adı Paflagonya idi. Paflagonya Bölgesinin batı sınırını Filyos Çayı
oluşturuyordu. Karadeniz kıyısındaki Tios (Filyos) bir Miletos kolonisiydi. Paflagonya
bölgesine yerleştiği bilinen en eski topluluklar Frigya boylarıdır. İ.Ö.1200'lü
yıllarda başlayan ve "Ege Göç Kavimleri Hareketi" adı verilen göçlerle
birlikte Bitin, Mariondin,Migdon diye anılan Frig toplulukları Zonguldak ve civarına
yöneldi. Ancak bu topluluklar birkaç yüzyıl boyunca siyasal bir örgüt yapısı
oluşturamadılar. Kral Gordios ve Midas'ın öncülüğünde siyasal yapılanma içine
girdilerse de yöredeki Frig egemenliği Kimmerler tarafından ortadan kaldırıldı.
İ.Ö. VII.yy başlarında Kafkasya'dan Anadolu'ya giren Kimmer boyları Frigya'ya ardı
arkası kesilmeyen seferler düzenledi. Bu seferlerin sonucunda Frig Kralı III.Midas
Kimmer savaşçılarına yenik düştü ve İ.Ö. 676'da Frig Krallığı ortadan kalktı.
Kimmerler,Paflagonya'daki varlıklarını İ.Ö. 630'lara değin
sürdürdüler ancak Lidyalılar ve Asurlular'la yaptıkları savaşlar sonucunda zayıf
düştüler ve en sonunda Med Devleti karşısında tutunamayarak Anadolu'yu terk ettiler.
Kimmerler2den sonra İ.Ö. VI.yy başlarında Lidya Devleti bölgede
egemenlik sağladı. Yine aynı yıllarda,Batı Anadolu kıyılarında yaşayan kimi
Megaralılar ve Boitoiyalılar bölgeye geldiler. Karadeniz'in kuzeyinden getirdikleri
malların boşaltılabileceği "emperion"lar (küçük ticari iskeleler) kurmaya
yöneldiler. Tios (Filatairos/Filyos) bunklar arasında önemli bir koloniydi. Ancak
perslerin, Lidyalıları İ.Ö. 546'da yenilgiye uğratmasıyla bölgedeki Lidya
egemenliği de son buldu.
Persler, Anadolu'ya egemendiler ama Tiios (Filyos) gibi koloni
kentlerin yönetimine "tiran" adı verilen kendi yandaşlarının getirilmesini
sağladılar. İ.Ö.334'de Anadolu'ya geçen Makedonya kralı İskender, Pers ordusunu
Gronikos Çayı yakınlarında yenilgiye uğratınca Perslerin Batı ve Kuzeybatı
Anadol'daki üstünlüğü sona erdi. İskender bölgeyi Makedonyalı subayların
yönetimine bıraktı.
Romalılar döneminde, Romalı soylulardan ve ünlü yöneticilerden
Balbinus, İmparator Maksimunus (İ.Ö.235-238) zamanında çeşitli vilayetlerde sivil
yönetime geçişe yönelik düzenlemeler yaptı ve bölge Doğu Roma İmparatorluğu
içinde kaldı.
VII.yy başalarında, Bizans İmparatoru herakleios döneminde ülke
"thema" (vilayet) denilen yönetsel birimlere ayrıldı. Bölge de bunlardan
"Opsikion Theması" içinde yer aldı.
Paflagonya kıyıları 1204'den sonra Komnenos soyundan gelen David
tarafından ele geçirildi.
1071 Malazgirt savaşı'ndan sonra türk boyları kitleler halinde
Anadolu'ya akmaya başladı. Malazgirt zaferinden hemen sonra Alp Arslan (1072)
öldürülünce yerine oğlu Melikşah geçti ancak Türkler arasındaki iktidar kavgası
bir türlü bitmek bilmiyordu. Alp Arslan'a karşı ayaklanmış olan Kutalmışoğlu
Süleymanşah ve kardeşi Mansur Anadolu'ya girdiler ve kısa sürede Konya'dan İznik2e
kadar olan bölgeyi ele geçirdikten sonra 1075'te Anadolu Selçuklu Devletini kurdular.
Ancak Bizans egemenliğindeki Zonguldak ve yöresine yönelik Türk saldırıları
geçicii akın olmaktan öteye gidemiyordu.
1084 yılında I.Aleksios'un bölgedeki valilerini askerleriyle
birlikte İstanbul'a ttoplantıya çağırmasını fırsat bilen Süleymanşah'ın
komutanlarından Emir karatekin, Ulus, Bartın, Devrek topraklarını ele geçirdiikten
sonra kıyıya yönelerek Zonguldak yöresini bütünüyle ele geçirdi. Büyük
Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki çekişme yeniden başlamıştı.
Çekişme sonucu Anadolu Selçukluları büyük bir sarsıntı geçirdiler. Emir
Karatekin'de Bizanslılar karşısında direnemeyince bölge yeniden Bizanslıların eline
geçti.
Anadolu Selçukluların çöküş döneminde Candaroğulları
Beyliği bağımsızlığını ilan etti (1335). Sinop'tan Safranbolu'ya kadar uzanan
bölgede egemen olan Candaroğulları beyliklerini hem Bizans'a, hemde Osmanlılar'a ve
öbür beyliklere karşı korumaya çalıştılar. Candaroğulları en çok Osmanlı
Devleti tedirgin ediyordu. Candaroğlu Süleyman Paşa'nın bir kaç kez Orhan gazi ile
savaştığı biliniyor.
Amasra'ya kadar uzanan kıyı bölgesinin ve iç kesimlerin Osmanlı
topraklarına katılması; Cenevizlilerin, Bizanslıların ve Candaroğullarının
egemenliğinin kesin olarak sona ermesi Fatih Sultan Mehmet döneminde oldu. Fatih Sultan
Mehmet aynı zamanda Candaroğulları beyliğinide ortadan kaldırdı.
| B.
"ÇAYCUMA" ADININ KAYNAĞI VE TARİHİ Çaycuma'nın adını kaynağıyla ilgili değişik varsayım ve rivayetler
vardır. Bu varsayımları başlıca iki grupta toplamak olasıdır.
* Bir varsayıma göre Çaycuma adı "Çay" ve
"Cuma" sözcüklerinden türemiştir. Cuma günleri Fiilyos Çayı kenarında
pazarın kurulmasıyla pazara gelen halkın zamanla "Çay'a,Cuma'ya gidiyorum"
biçimindeki söyleyişi bir süre sonra "Çaycuma" olarak kullanılmaya
başlamıştır.
* Bir başka varsayıma göre; Filyos Çayı kıyısına
Yakademirciler Köylüleri ile Velioğlu Köylüleri ortaklaşa bir cami
yaptırmışlardır. Her hafta cuma günü hem pazar kuruluyor, hem de civar köylerden
gelen yurttaşlar bu camide cuma namazı kılıyorlardı. Filyos Çayı ve bu caminin
adından hareketle "Çay" ve "Cami" sözcükleri zamanla kaynaşmış,
önceleri "Çaycami" olan söyleyiş biçimi daha sonra "Çaycuma"ya
dönüşmüş ve o günlerden bu yana yerleşim yerinin adı Çaycuma olarak kullanılmaya
başlanmıştır.
İlçenin bugünkü yerinde 50-60 hanelik bir köyün olduğu, daha
sonra merkezi bir konumda bulunması dikkate alınarak idari bölünmede bucak olarak yer
aldığı bilinmektedir.
Filyos Çayı'nın Zonguldak yakası "Çarşamba",karşı
yakasına "Perşembe" olarak adlandırılırdı. Çaycuma bucak merkezi
Çarşamba yakasında yer aldığından Çarşamba nahiyesi olarak adlandırılmıştır.
Bir rivayete göre, ilçe teşkilatları kurulurken Abdülhamit'in sarayında bulunan
Devrekliler "Devrek'in ilçe olmasında ve Çaycuma'nın da bucak merkezi olarak
Devrek'e bağlanmasında" belirleyici olmuşlardır. Bu idare bölünmede Devrek
"Hamidiye Kazası","Çaycuma'da "Çarşamba Nahiyesi" adıyla
idare bölünmede yer almıştır.
Şehir halkının büyük çoğunluğu civar köylerden gelip
yerleşenlerden meydana gelmiştir. Hamit Kalyoncu bölgeyle ilgili yaptığı tez
çalışmasında ilk yerleşimleri şöyle anlatıyor: "Şehir halkının
çoğunluğu civar köylerden gelmedir. Yalnız Köktürk soyadını taşıyan ve diğer
halk tarafından 'beyler' veya 'Rumbeyoğulları' diye anılan grup ise bölgeye Bolu
taraflarından gelmişlerdir. Çaycuma'nın ilk yerlileri olduklarını öne süren
Rumbeyoğulları'nın ifadesine göre "Çaycuma Rum diyarı iken bu bölgeyi ıslah
için gelen ataları Gazi Mehmet Paşa Rumları silmiştir. Üç oğlunu Çaycuma, Beycuma
ve Mengene Beyi olarak yerleştirmiştir. Gazi Mehmet Paşa daha sonra Belgrat'ta şehit
olmuş ve oraya gömülmüştür. "Yalnız bu olay hakkında bir tarih verilemediği
gibi başka bir açıklama da yapılamıyor."
Osmanlı Salnamelerinden elde edilen bilgilere göre,şehirdeki iki
camiden Eski Cami olarak bilineni (bugünkü 50.Yıl Camisinin bulunduğu yerdeki cami)
Rumbeyoğlu Hacı Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Bu caminin kapısı üstüne
1240-1820 tarihi vardır. Bu tarih bazılarına göre yapılış, bazılarına göre de
tamirat tarihidir.
Şehir halkından derlenen bilgilere göre, Çaycuma'da yerleşme
şu şekilde olmuştur:
Çok önceleri (tahminen 170-180 yıl önce) civar köylüler,
Veliköyü ve Yakademirciler Köylerinin birleştiği ve şimdiki şehir merkezinin 500
metre batısında bulunan "Sıracevizler" adındaki yerde bir pazar yeri
kurarlar. Pazarı kuran ve geliştiren halkın Müslüman olması bir mescit ve cami
yaptırma zorunluluğu ortaya çıkarır. Ozamanlar Kayabaşı Köyü'nde oturan
Rumbeyoğullarından Hacı Ali Bey, Eski Camiyi yaptırır. Bunun vakfiyesi olarak da
caminin yanına birkaç dükkan eklenir. Halk bu kez, cuma günleri toplandıkları pazar
yerini de bu caminin çevresine taşır. Böylece şehirdeki ilk yerleşme başlar.
Kuruluş yeri olarak çevre kazaların ortasında bir durak yeri
özelliği taşıyan Çaycuma, kısa sürede gelişerek 1303/1883 yılında
"Çarşamba" divanı adıyla Bartın'a bağlanır.
Kastamonu Vilayetinin düzenlediği 1286/1869 tarihli Salname'de ise
Çaycuma adı, "Devrek kazasına bağlı Çarşamba nahiyesi " olarak geçer.
Kastamonu Vilayetine Bağlı Livalar, Azalar ve Nahiyeler hakkında 1315/1889 tarihli
Kastamonu vilayeti Salnamesi’nin 19.sayısında Çaycuma için şu bilgiler verilir:
"Devrek kadar muntazam olup, kasaba içinde 2 çarşı, 2 cami, 1 kilise ve 1 hamam
vardır."
Osmanlı Devleti'nin 1319/1902 tarihli umumi Salnamesi'nde
Çarşamba nahiyesinin Zonguldak'a bağlandığı belirtilir. Zonguldak'a bağlandığı
belirtilir. Zonguldak'da bu tarihte Bolu Sancağı'na bağlı kaza haline getirilmiştir.
Bolu müstakil Mutasarrıflığı'nın ilk kez düzenleyip 1332/1916 yılında
yayınladığı Bolu Divanı Salnamesi'nde Çaycuma hakkında şu bilgiler verilir:
"Çaycuma, Bolu dahilindeki nahiyelerin en muntazamı ve en
büyüğüdür. 31 köyü, 11600 İslam, 370 Rum, 34 Ermeni olmak üzere toplam 12004
nüfusu vardır. nahiye merkezi Çaycuma; muntazam bir çarşı, 2 cami, 1 medrese, 3
sınıflı iptidai mektep ile 1 kilise ve 1 Rum iptidai mektebi, han, hamam gibi ihtiyaç
hissedilen binaları ihtiva etmektedir. Bu durumuyla bazı kaza merkezlerinden çok
farklı bulunmaktadır. Ahali pek istidatlı ve kabiliyetlidir. İlçe muhtelif tarihlerde
değişiklik ve yeniliklere uğramışsa da tarihi değeri yoktur."
Çaycuma ilçe merkezi ve köylerine yerleşenlerin nereden
geldikleri konusunda kesin bilgi ve kayıtlar yoktur. Ancak, konuya ilgi duyanlar
kısıtlı olanaklarla kendi orijinlerini araştırmakla yetinmektedirler. Bununla
birlikte Çaycuma ve çevresinde homojen olmadığı, değişik bölgelerden gelen insan
gruplarının çeşitli tarihlerde bölgeye yerleştiği sanılmaktadır. Nüfusun bir
bölümü Kafkasya bölgesinden göç edenlerden bir bölümününde 400-450 yıl kadar
önce Urfa, Mardin, Yozgat dolaylarından bir kısım göçebenin gelerek daha çok da
Hacıkadı (Perşembe) dolaylarına yerleşmeleriyle meydana gelmiştir.
Bu konuda Mustafa Zeren'in anlattıklarıyla Hamit Kalyoncu'nun tez
çalışmalarıyla belirttikleri aynı doğrultudadır." 1947 yılında dönemin
Gümrük ve Tekel Bakanı Emin Erişirgil Çaycuma'ya uğrar. Bakan Erişirgil
Çaycuma'da, yurttaşların hayvan hırsızlığı, hayvan zehirleme, cinayet, kadın
kaçırma, soygun, samanlık ve otluk yakma gibi olaylardan şikayetçi olduklarına
tanık olur ve Türkiye'nin hiç bir bölgesinde benzeri olmayan bu olaylar Erişirgil'in
olağanüstü ilgisini çeker. Bir yıl sonra, 1948'deki kabine değişikliğinde Dahiliye
Vekili (İçişleri Bakanı) olarak görev yapan Emin Erişirgil, Çaycuma'nın özellikle
Perşembe bölgesinden gelen cinayet,yangın vs.. gibi olayların önü alınamayınca
olayların kökenini araştırmak ve köklü çözüm bulmak amacıyla bölge hakkında
ayrıntılı bilgi ister. Bu araştırmanın sonucunda 400 yıl kadar önce bölgeye Urfa,
Mardin, Yozgat dolaylarından Yörüklerin geldiği öğrenilir. Bu insanların bölgeye
geliş nedenleri kesin biçimde açıklanamamakla birlikte, bu kadar yoğun olayın ve
geçimsizliğin nedeni olarak farklı bölgelerden gelen bu insanların bir arada iyi
geçinememeleri gösterilir. Hatta olayların yatıştırılması için yalnızca
Perşembe yöresiyle sınırlı olmak üzere sıkı yönetim ilan edilmesi konusu bile
Bakanlar Kurulunda gündeme gelir.
|
|
C.
KURTULUŞ SAVAŞI'NDA ÇAYCUMA Çaycuma,Kurtuluş
Savaşı'nda Kuvay-ı Milliye saflarında aktif olarak yer almıştır. Çaycuma bucak
merkezi ve köylerinden dönemin gençleri kitleler halinde Kuvay-ı Milliye saflarında
yer alırken bucak yöneticileri yöredeki diğer kazalara eş zamanlı olarak Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Çaycuma Şubesi’ni açtılar. Cemiyetin başına
Tahir Bey getirildi.
Dr. Cevdet Müftüoğlu'ndan öğrendiğimize göre, Kalaycıoğlu
Müftüzade Tahir Efendi, 1900'lü yılların başından itibaren (tam teşekküllü
bucaklardan belediye teşkilatı kaldırılana kadar) 30 yıldan fazla bir süre Çaycuma
Belediye Başkanlığı'nı yürütmüştür. Bu arada birçok kez bucak müdürlüğü
görevini de üstlenmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında Çaycuma'nın ve
Çaycumalıların tutumu hakkında Tahir Efendi'nin anlattıklarına dayanarak Dr.Cevdet
Müftüoğlu şunları söylemektedir. " Bana kendisinin söylediklerinden
hatırlıyorum. 1919 Mayıs 15'de Yunanlıların İzmir'i işgali üzerine Çaycumalılar
adına Padişaha uyarı telgrafı çekiyorlar. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a
çıkmasından sonra, Çaycumalılar adına bağlılık ve destek telgrafı çekiliyor. |
KAYNAKCA:
Hasan ATAMAN
Çaycuma Ajandası |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
:: Çetin Yurtseven'in Araştırması;
ÇAYCUMA
Filyos, İÖ 8. yüzyıl ortalarında sonra Teion adıyla bir Miletos kolonisi
olarak kuruldu. Karadeniz'in kuzeyinden getirilen malların boşaltıldığı
önemlice kolonilerden biriydi. İskender'in Asya seferini izleyen dönemde
Prenses Amastris, Sesamos (Amastris / Amasra) merkez olmak üzere,
Kytoros (Kidios Kalesi), Kronma (Kurucaşile) ve Teion'u birleştirerek
Amastris kentini kurdu. Teion, Roma Dönemi'nde Nikomedia (İzmit)- Amasia
(Amasya) anayoluna bağlandı. Bizans Dönemi'nde, imparatorluğun doğu
merkezi olan Trapezus (Trabzon) yolu üzerinde bir uğrak yeriyken,
sonraları giderek önemini yitirdi; Türklerin Anadolu'ya yayıldığı
dönemde küçük bir yerleşim birimi haline gelmişti.
Cumhuriyet dönemine değin önemli bir yerleşime sahne olmayan Çaycuma,
Zonguldak'ın hızlı gelişimi sonucu giderek kalabalıklaştı. Önceleri
Çaycami adıyla, Devrek'e bağlı bir bucak merkezi iken, 1944'de Çaycuma
adıyla ilçe yapıldı.
İlçe merkezi Çaycuma kenti Karadeniz kıyısından 25 km kadar içeride,
Çaycuma Düzü'nün batı kenarında yer alır. Kent, çevresindeki yoğun
kırsal nüfusa hizmet veren bir pazar niteliğindedir. En önemli sanayi
kuruluşu 1970'de açılan ve Türkiye'nin üçüncü büyük kağıt fabrikası olan
SEKA Çaycuma Kağıt Fabrikası'dır. Fabrikanın üretimi Bartın Limanı'ndan
yollanır. Kentte ayrıca yağ imalathaneleri ile un, bisküvi, şekerleme
gibi gıda maddeleri üreten imalathaneler, kereste, bıçkı, hızar
atölyeleri ve maden işçileri için özel ayakkabılar üreten küçük
işyerleri vardır.
Zonguldak-Bartın karayolu ve Ankara-Zonguldak demiryolu kentten geçer.
Belediye 1944'de kurulmuştur.
Nüfus (1985) ilçe:100.288; kent:11.589.
______________________
("Çaycuma," AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana
Yayıncılık:1986, cilt:6, sayfa:340.)
|
( ÇEHARŞENBE / ÇAYCUMA )
Kasaba-i mezkûreye mülhak (yukarıda adı geçen kasabaya - Devrek'e -
bağlı) Çeharşenbe Müdiriyyeti'nin merkezi olan Çaycuma Kasabası
merkez kaza kadar muntazam olub derûn-ı kasabada (kasabanın içinde)
bir çarşı ve iki ca'mi ile bir kilisa bir de hammâm vardır. Mamafih
(ancak) mezkûr nahiyyeye mülhak (adı geçen nahiyeye bağlı) sevahil-i
Bahr-i Siyah'da (Karadeniz sahilerinde) Zonkuldak namıyle bir mevkî
ve iskele vardır ki, bunun da derûnunde (içinde) bir çarşı ve Kömür
Ma'den-i Hümayûn İdaresi (İmparatorluk Kömür Madeni) mevcûd olub
birkaç seneden berû taraf-ı hükûmetden (hükümet tarafından) emr-i
muhafazası (koruma görevi) Çehaşenbe Müdüriyyeti'yle mezkûr mahalde
(yukarıda adı geçen yerde - Zonguldak'da) ikame idilan (görev
yaptırılan) dört nefer zabtiyye (jandarma eri) ile bir polis
memurına ihale olunmuştur (verilmiştir) ki, burası mukaddema
(önceden) yalnız kömür ma'denleri imâlât ve ihrâcâtına mahsûs (özel)
bir iskele olduğı halde Sâye-i Ma'murîyyet-vâye-i Hazret-i
Padişahî'de mezkûr iskelede çend (birkaç) sene evvel inşaasına
başlanılarak bu kerre inşaatı resîde-i hüsn-i hitâm olan (iyi biten)
liman rıhtım ameliyâtı (çalışmaları) münasebetiyle (ile ilgili
olarak) ehemmiyyeti (önemi) tezâyüd itmiş (artmış) ve mezkûr liman
bâdemâ (bundan böyle) amed ü şüd (gidiş-geliş) idecek sefâin-i
ticârîyye (ticaret gemileri) vasıtasıyle icra kılınacak
(yürütülecek) naklîyâtdan ve kezâlik (aynı biçimde) kömür ihrâcât ve
naklîyâtından tolayı (dolayı) umûm kaza (genel olarak kaza) ve
bâhusûs (özel olarak) mevkî-i mezkûre hemcivâr bulunan (adı geçen
yere - Zonguldak'a - komşu olan) nefs-i Çeharşenbe (Çarşamba'nın
içi) ve Yılanlıca, Hisarönü cihetleri (tarafları) ehâlisini
fevkalade müstefîd ideceği (yararlandıracağı) umûr-ı tabîiyyeden
(doğal işlerden) bulunmuşdur.
___________________
( 1317 / 1899-1900 Kastamoni Salnamesi : "Hamidiye", sf : 312-313 )
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
ÇAYCUMA NAHİYYESİ
Çaycuma, Bolu dâhilindeki nevâhinin ( bucakların ) hemen en
muntazamı, en büyüğüdür. Otuz bir köyü, on bir bin altıyüzü İslâm
olmak üzere ve üç yüz yetmişi Rûm ve otuz dördü Ermenî bulunmak
üzere on iki bin kadar nüfûsu câmî'dir ( toplam nüfusu vardır ).
Nâhiyye merkezi olan Çaycuma Kasabası, muntazam bir çarşıyı, iki
câmî-i şerîf, bir medrese ve üç sınıflı bir mekteb-i ibtidâiyye (
ilkokul ) ile bir kilise, bir Rûm Mekteb-i İbtidâiyyesini, hân ve
hammâm gibi ihtiyâcât-ı mübremeden olan mebâniyi (gerekli yapıları)
ihtivâ etmesi itibârıyle bâzı kazâ merkezlerine bile fâik (üstün)
bir halde bulunuyor. Ârâzîsi râtıb (nemli) ve her şeyi yetiştirmeye
müsâiddir. Sath-ı bahrden irtifâı (deniz yüzeyinden yüksekliği)
otuz-elli metro arasında tehallüf eder (değişir).
Âhâli pek müsteid (yetenekli) ise de nûr-ı maârifin orada da ıttıla
etmemesinden (eğitim ve öğretim ışığının orada da bilinmemesinden),
seviyye-i ilmiyye ve terbiyye noksandır (bilim ve eğitim düzeyi
düşüktür). Şerâit-i ictimâiyyeleri de mütehâliftir (toplumsal
koşulları da birbirine uymamaktadır). Bunların da temin ve vahdet-i
tekemmülü, üç-beş mahalleden mürekkeb kurranın tevhîdiyle maârifin
tâmim ve tezyîdine mütevâkıftır (Bunların olgunlaşmasının sağlanması
ve birliği, üç-beş mahalleden oluşan köylerin birleştirilmesiyle,
eğitim ve öğretimin genelleştirilmesi ve artırılmasına bağlıdır).
Çaycuma, Filyos Nehri kenarında olmasıyla ormanları yokdur. Her
karyenin (köyün) köse çalılıktan ibâret baltalıkları mevcûddur.
Çarşamba Nahiyyesi, merkezinin tesisi itibârıyle tevârîh-i
muhtelîfede inkılâbâta mârûz bulunmuş olmakla beraber kıymet-i
tarîhiyyeyi de hâiz değildir (merkezininin oluşması itibarıyla
çeşitli tarihlerde değişimlere uğramasına karşın tarihî öneme de
sahip değildir).
Zonguldak'ın Zağferanbolu (Safranbolu), Tatay (Daday), Araç ve
Kastamonu'dan gelen îyâb û zehâb (gidiş-geliş) için bir memerrâı
(yolu) olmasıyle hâl-i hazırda, bu yüzden pek müstefid olmakla
(yararlanmakla) beraber ticâretin âtîsi (geleceği) pek parlaktır.
Müdîr : İsmâil Efendi
Jandarma Kumandanı : Piyâde Başçavuşu Hüseyîn Hulûsî Efendi
İbtidâî Mektebi Başmûallîmi : Zeynel Âbidin Efendi
İbtidâî Mektebi İkinci Mûallîmi : Tevfik Efendi
İbtidâî Mektebi Üçüncü Mûallîmi : Celâl Efendi
_____________________
( Müstakîl Bolu Lîvâsı Sâlnâmesi- 1915 , sf. 247-248 )
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
*
|
|
ÇEHARŞENBE [ ÇARŞAMBA - ÇAYCUMA ]
Kastamonî Vilâyeti'nin Bolı Sancağı'nda Hamîdiyye nâmında âhîren
tesîs iden kazânın merkezi olub, Filyas Çayı kurbunda (kıyısında) ve
tağlık bir mahalde mebnîdir (kurulmuştur). ( sf. 314 )
________________
(Alî Cevâd, Memâlîk-i Osmâniyye'nin Târîh ve Coğrafya Lûgâti,Dersaâdet
: Mahmûd Beğ Matbaâsı, H.1313-M.1895.)
|
HAMİDİYE (ÇAYCUMA ve DEVREK)
Hamîdîyye Kazasına Dâir Malûmât:
Nâm-ı nâmî-i Hazret-i Padişâhî'ye mensûb olan bu kaza, görülen lüzûm
üzerine Ereğli ve Bartın kazalarıyle merbût (bağlı) olan Devrek ve
Çeharşenbe nahiyyelerinden mürekkeb ve üçüncü sınıfdan mâ'dud olmak
(sayılmak) üzere 1303 (1887) sene-i mâlîyesinden itibâren teşkîl ve
mezkûr Devrek Kasabası merkez kaza ittihâz olunmuştur (sayılmıştır).
Hamidiyye Kazası şarkân (doğudan) Bartın ve Zağferanbolu, garbân
(batıdan) Ereğli ve Bolu, şimâlen (kuzeyden) Bahr-i Siyâh (Karadeniz),
cenubân (güneyden) kezâlik Bolu ve Gerede kazaları hudûdlarıyla
mahdûddur.
Devrek Kasabası, Karadeniz'e sekiz saat mesafede vâkî ve şimâl ve cenûb
cihetleri büyük tağlarla muhât (çevrilmiş) olarak kasabanın ortasından
cereyân iden nehir, meşhûr Filyos İskelesi'nde Bahr-i Siyâh'a
(Karadeniz'e) mansıb olur(dökülür).
Kezâlik küçük bir çarşısı bulunduğu gibi câmî' ve medrese ve hammâm gibi
müessesât-ı lâzımesi dahî ihtiyâca kâfî derecededir.
Nehr-i mezkûr kurbunda (kıyısında) tenezzüh-i umûmî (genel gezinti) için
on bin zira'yı mütecâviz bir de beledî bağçesi vardır.
Mezkûr Çeharşenbe Nahiyyesi'nin merkezi olan Çeharşenbe Kasabası'nda
dahî daha büyücek bir çarşı ve iki camî' ile bir kilise vardır.
___________________
( 1310 / 1892-3 Kastamoni Salnamesi : sf : 472/473 )
( 1311 / 1893-4 Kastamoni Salnamesi : sf : 225/226 )
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
MAHSULAT
Kaza-i mezkurı teşkil iden yüz yetmiş iki (172) karyede hınta, şair,
mısır, ve sair envaî hububat husule gelmektedir.
MUSINNUAT (Sınaî Mamulleri)
Devrek Kasabası'nda ceviz ağacından yapılan sanduk, masa, konsol, sigara
ağızlığı ve baston gibi şeyler şayan-ı memnuniyet bir surette olub
bundan böyle her vechile terakki ideceği derkâr (belli = aşikar) olan
mezkur kasabada bu misillu (kadar) sınaî'in dahi
terkkıyat-ı saire ile mütenasiben (uygun olarak) ilerliyeceği tabîidir.
TİCARET
Ahalinin bir kısmı ziraat ve keraste kat'(kesim) ve nakliye müteayyiş
olub (geçinip) Kat' itdikleri her dürlü keraste mezkur (adı geçen) nehir
vasıtasıyle bis-suhule (kolaylıkla) Filyos İskelesi'ne indirilmekde ve
kısm-ı diğerinden bir haylısı da Ereğli Kömür Ma'deni Ameliyatı'nda
(İşletmeleri'nde) çalışarak o surette geçinmektedirler.
______________________________
"Hamidiye",1310/1892-3 Kastamoni Salnamesi:sf.473.
"Hamidiye",1311/1893-4 Kastamoni Salnamesi:sf.226.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
FİLYOS
Nefs-i Bartın'a (Bartın'ın merkezine) beş saat mesafede ve garb-i
cenubîde (güneybatısında) vakî (bulunan) bir Filyos İskelesi vardır ki,
Hamidiyye Kazası'yle Yenice Nahiyyesi tağlarından kalitelu eşcar
(ağaçlar) ve büyük kütükler sallarla nehren oraya indirilmekde ve nehrin
Bartın cihetinde (tarafında)müceddeden (yeniden) bina olunan mükemmel
iki aded fabrika kalitelu ve mütenevvi (çeşitli) keraste imal olunarak
gemilerle Dersaadet (İstanbul) ve İzmir ve sair mahallere nakledilmekde
ve bu yüzden gerek Hazine-i Celile (Osmanlı Hazinesi) ve gerek ol havali
ahalisi haylice intifa eylemekdedir (yararlanmaktadır).
____________________
( 1310 / 1892-3 Kastamoni Salnamesi : sf : 468 )
( 1311 / 1893-4 Kastamoni Salnamesi : sf : 215 )
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
FİLYAS ÇAYI
Yüz kırk kilometre Kastamonî Vilâyeti'nde carî (akan) bir çaydır.
Bu çay, menbâını (kaynağını) Bolı Sancağı'nda kâ'in (bulunan), Alatağ
silsilesine mensub Bolı ve Semen Tağları arasında kâ'in, Günay Karyesi
kurbunda (yakınında) ahz ile cenûb-ı garbîden (güney-batıdan) şimâl-i
şarkıyye (kuzey-doğuya) toğrı mezkûr silsilenin (adı geçen sıra
dağların) kesf (yoğun) ormanları arasında cereyân iderek, Bolı
Kasabası'ndan ba'de (sonra) Hamîdiyye Kazâsı'nın merkezi olan Devrez
(Devrek) Kasabası'ndan geçer. Ba'de (bundan sonra) sağ tarafından hemân
(aşağı yukarı) kendi taviline (uzunluğuna) karîb (yakın) bir mecrâ
(nehir yatağı) teşkîl iden ve Hammâmlı Suyu ile kesb-i cesâmet eyliyen
(büyüyen), Soğanlı ve Arac Suyu'nu ahz ile Bartın Kazâsı'nın garb
hududunu teşkîl ile Filyas Kasabası'nda Bahr-i Siyâh'a (Karadeniz'e)
karışur.
Billos nâm-ı âtıkıyle yâdolunan mezkûr çay (eski adı olan Billos adıyla
anılan adı geçen çay), Bitinya'nın en geniş ve serî' ül-cereyân (akımı
hızlı) bir nehri olub, mansabında (denize döküldüğü yerde) şimdiki
Filyas Karyesi (köyü) mahallinde eski Tiyum (Tium) Kasabası var idi. (sf
: 574)
____________________
(Alî Cevâd, Memâlîk-i Osmâniyye'nin Târîh ve Coğrafya Lûgâti, Dersaâdet
: Mahmûd Beğ Matbaâsı, H.1313-M.1895.)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
ÇEHARŞENBE NAHİYYESİ
Müdîr (müdür): Mehmed İhsân Efendi
Virgü (vergi) Kâtibi : Enîs Efendi
Tahrîrât Kâtibi : Sâlâh Selâhüddîn Efendi
Refîki(Yardımcısı): Ahmed İbretî Efendi
Sanduk Emîni : Tâhir İlmî Efendi
Mülâzım : Edhem Efendi
Belediye Meclisi
Reîs : İbdâh Beğ
Âzâ : Tahîr Ağa, Yorgi Ağa, Yordan Ağa, Münhall (boş kadro)
Kâtib ve Saduk Emîni : Mustafa Osmân Efendi
Çavuş : Mustafa Ağa
Maarif Meclisi (Milli Eğitim Meclisi)
Reîs : Hacı Hüseyîn Efendi
Âzâ : İsmâil Efendi, Hacı İsmâil Beğ, Yusuf Efendi, Reşid Ağa
Kâtib : Hâfız İbdâh Efendi
Saduk Emîni : Tâhîr İlmî Efendi
Bazı Memurin (Bazı Memurlar)
Orman Ondalık Memurı : Hâfız İbdâh Efendi
Filyos Dûyûn-ı Umûmîyye Memurı : Mustafa Efendi
Reji Memurı : Hıristaki Efendi
Mekteb-i Rüşdîyye (Ortaokul)
Muallim (Öğretmen) : İsmâil Zühdî Efendi
Hüsn-i Hatt (güzel yazı) Muallimi : Tâhîr İlmî Efendi
Bevvâb (hizmetli) : Osmân Efendi
Aded-i Şâkîrdân (Öğrenci Sayısı) : 50
Mekteb-i İbtidâîyye (İlkokul)
Muallîm : Yusuf Efendi
Aded-i Şâkîrdân : 100
İnâs Mektebi (Kız Okulu)
Muallîmi : Hacı Ömer Efendi
Aded-i Şâkîrdân : 30
___________________________________
"Hamidiye",1317/1899-1900 Kastamoni Salnamesi:sf.223-4.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
FİLYOS (TİEİUM-VİLLAYOS)
Filyos Irmağı, Paflagonya'nın batı sınırı olarak kabul edilir.
Filyos, Tieium adlı bir Yunan kolonisi iken Roma çağında yanından akan
Villayos (Filyos) nehrinin ismine izafeten adı ( Villayos ) oldu ve
bizim dilimize Filyos olarak geçti.
Burada yerin yüzünde bir kale, harabe halinde bir mabet ve bir kilise,
bir anfitiyatro, bir de kemerli bina enkazı vardır. Ateş-tuğlası
fabrikası yapılırken yerden harçlı temeller, bunların arasından
heykeller, steller, küpler, Um Funairerler, kandil ve gözyaşı kapları
gibi bir çok arkeolojik eserler çıkmış ve bunlar Zonguldak Halkevi'ne
taşınmıştır. (sf.25)
FİLYOS KAYA TÜNELİ
Tünel, kalenin kuzey-batısındaki kademeden aşağı inmektedir. Duvarları
moloz taşından harçla yapılmıştır. Üzerine boyları 2 metre, enleri 1,20
metre; kalınlıkları 0,20 metre olan düz kapak taşları konulmuştur. Dört
köşe olan bu tünelin eni 1,50 metre, yüksekliği 1,60 metredir. Ağız
tarafı dolmuş ve kapanmıştır. Ortasından bir kısmı çöktüğü için üzeri
açılmıştır. Dibinde bir su mahzeni olduğu söylenmekte ise de yukarıdan
yuvarlanan taş, topraklarla içi dolduğu için yanına varılmamaktadır.
(sf.129)
FİLYOS KİLİSESİ
Harabe halinde olan bu kilise Sümerbank Tuğla Fabrikası yanındadır.
Dikdörtgen şeklinde bir plan vermektedir. Yan duvarlarında ikişerden
dört tane penceresi ve doğusunda mihrabı vardır. Kapısının batı
tarafında olduğunu tahmin ediyoruz. Duvarların ikişer metrelik yerleri
kalmış, üst tarafları yıkılmıştır. Kalıntılarına göre bina duvarlarının
muhtelif ölçüde kesme taşlarla kaplanarak içine harçlı moloz taşı
doldurulduğu anlaşılmaktadır.
Duvarlardaki taşlardan bir kısmı eski binalardan alınarak konmuştur.
İnşaatta taş duvarlar arasına tuğla kuşaklar da ilave olunmuştur.
Döşemenin mozayık olduğu anlaşılmaktadır.
Bina çok zayiat vermiştir. Çatısının ahşap olduğunu tahmin etmekteyiz.
Burası bir Bizans kilisesidir. Belki de MS 8. yüzyılda yapılmıştır.
(sf.139)
FİLYOS KALESİ
Kale, Filyos bucak merkeziyle aynı adı taşıyan ırmak arasında güneyden
kuzeye doğru denize kadar bir tepe üzerine tesis olunmuştur. Uzunluğu
150 metre, genişliği 75 metre kadardır.
Kalenin deniz seviyesinden yüksekliğini yüz metre tahmin etmekteyiz.
Denize bakan kuzey-doğu tarafları uçurum halindedir. Güney ve batı
yönleri daha zayıf olduğu için suni duvarlarla takviye olunmuştur.
Buradaki duvar ve burçların alt tarafları kesme taş, yukarıları da daha
sonraları moloz taşından harçla yapılmıştır.
Güney-doğuda bulunan kale kapısı yuvarlak kemerlidir. Yüksekliği üç
metre, genişliği de 3,70 metredir. Kapının solundaki duvar sonradan
moloz taşı ve harçla yapılmış olup, kalınlığı dört metredir. Filyos'a
bakan duvarlar, yer yer yıkılmış bazı burçların kısmen sağlam yerleri
kalmıştır.
Kalenin üzerinde iki bina harabesi vardır. Bunların birisi doğuda olup,
temelleri moloz taşından harçla yapılmış ve köşelerine büyük kesme
taşlar konulmuştur. Bu duvarlar define arayıcıları tarafından yıkılarak
birbirine karıştırılmıştır. İkinci bina daha sağlamdır. Duvarları kesme
taştan örmeli olarak yapılmıştır. Fakat bugün yalnız kapı tarafı kalmış
diğerleri tamamen yıkılmıştır. Boyu 15 metre, eni 6 metre, yüksekliği 4
metredir. Kalenin kuzey eteğinde bir tünel olduğu gibi deniz tarafındaki
uçurum üzerinde de denizden su almaya yarayan sözde bir kuyu
bulunmaktadır.
Kale, Roma ve Bizans çağlarında yapılmış, duvar ve burçların tepeleri
Osmanlılar devrinde tamir edilmiştir. (sf. 169-170)
_____________________________________
Gökoğlu, Ahmet. Papglagonia, cilt I, Kastamonu: Doğrusöz Matbaası, 1952.
|
|
|
©
www.caycuma.org |
|
|
|